Önceki yazımızda TKP kurucularından olan ve Moskova'daki KUTV'da (Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi) eğitim gören Şevket Süreyya'nın, yine TKP kurucusu ve KUTV mezunu 'eski komünist' Ahmet Cevat'ın (Emre) yolundan giderek 'Kemalizme hizmeti komünistliğe tercih ettiğini', daha sonra aynı dönemde o üniversite'de eğitim gören Nazım Hikmet'i de 'Kemalizme' kazanmak için çaba harcadığını söylemiştik...

Nazım Hikmet, 38 Kuşağı'nın macerasını anlattığımız bu yazı dizisinde çok özel bir yere sahiptir...

Çünkü o, bu kuşağın büyük bir bölümü gibi devlette görev alarak rejime hizmet etmemiş olsa da 'Cumhuriyeti yerleştirmek ve ilerletmek' kavgasını yaşamının en başından sonuna değin sürdürmüştür.

***

38 Kuşağı'nın kaderini belirleyen dönüm noktaları, aynı zamanda Nazım Hikmet'in yaşamının da dönüm noktaları olmuştur...

Bu nedenledir ki, bu kuşağı ve onların içinde bulunduğu ortamı anlayabilmek için Nazım Hikmet'in yaşamının 'kırılma noktalarını' kısaca da olsa hatırlamak gerekmektedir...

Bu yapıldığında, 38 Kuşağı ile 68 Kuşağı'nın nasıl birbirine bağlandığı daha iyi görülecektir.

***

68 Kuşağı'nın simge isimlerinden Deniz Gezmiş de tıpkı 38 Kuşağı'nın simge isimlerinden Nazım Hikmet gibi Milli Demokratik Devrimi tamamlamak için Kemalizmden komünizme geçmiş ama komünist olduktan sonra da Kemalizmden kopmamıştır...

Bu bir tesadüf değildir, çünkü milli ve demokratik bir devrim olan 'Cumhuriyet Devrimi', 'yarım kalmış' bir devrimdir ve sonraki devrimci kuşak bu devrimi tamamlamanın yolunu daha radikal bir öğreti olan komünizmde aramıştır...

68 Kuşağı'nı 'mitoslaştıran' kimileri, bu kuşağın çıkış noktasının anti-emperyalizm olduğunu, başlıca temsilcilerinin Milli Kurtuluş Savaşı önderlerini kendi önderleri olarak gördüğünü, dahası Milli Demokratik Devrimi tamamlamak için Kemalist rejime ve onun amaçlarına hizmet edenleri kendilerine örnek aldıklarını görmezden gelmiştir. Özellikle de 1980 yenilgisini izleyen 'çöküş' döneminde 'neo-liberal' ve 'neo-etnik' akımlara kapılan bazı 'solcular' 'Denizler'i övmeye doyamazken onların içinden geldiği 'Kemalizm'i neredeyse 'faşizm' ile özdeşleştirmişler ve 'ulusal' sözcüğünü ya lügatlerinden çıkarmış ya da küfür niyetine kullanmışlardır.

***

Nazım Hikmet'in siyasi yaşama duyduğu ilgi, İstanbul'un işgal altında olduğu günlerde vatan sevgisini yansıtan coşkulu direniş şiirleri yazarak başlamıştır...

Bunlardan biri 1920 yılında yazılan 'Yolcu Yolun Şarksa' başlıklı şiirdir. Nazım, o şiirinde 'yolcu'ya şöyle seslenmektedir:

'Yolcu, yolun şarksa ansızın çöken/ Her taşı mukaddes harabeyi sor/ Orada son damla kanını döken/ Yaralı yiğitler dövüş ediyor.'

***

Nazım ve en yakın arkadaşı Vala Nureddin, bu 'kutsal kavgaya' katılmak için Ankara'ya doğru yola çıkarlar...

Hem Nazım hem de arkadaşı Vala Nureddin, bu yolculuğa çıktıklarında koyu milliyetçi ve 'Kemalist'tirler...

O sıralar Ankara'nın yolu İnebolu'dan geçmektedir. Nazım ve arkadaşı da Yeni Dünya adlı vapura gizlice binerek İnebolu'ya ulaşırlar. Ankara'ya gitmek için ise Ankara Hükümeti'nin izni gerekmektedir. Bu bekleyiş sırasında iki arkadaş, kendileri gibi izin beklemekte olan bir grup insanla tanışırlar. Nazım sosyalizme ilk olarak 'Genç Spartakistler' olarak adlandırılan o grubun mensuplarıyla yaptığı sohbetler sırasında ilgi duyar. İlginçtir, Nazım ve Vala Nureddin bu sohbetlerden etkilenerek sosyalizme yönelirken, Nazım'a sosyalizmi tanıtan grup mensuplarından Nafi Atuf (Kansu) Kemalizmi seçecek. 1922'de Millî Eğitim Bakanlığı Müsteşarlığı, ardından CHP milletvekilliği ve CHP Genel Sekreterliği yapacaktır. Yine o gruptan Sadık Ahi (sonradan adını Mehmet Eti olarak değiştirmiştir) CHP milletvekili olacaktır.

***

Nazım'ın komünizme, o günlerdeki popüler adıyla 'Bolşevizme' ilgi duyması da Sadık Ahi ile yaptığı bir sohbet sırasında olur. Ölümünden bir yıl önce yazdığı 'Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim' adlı otobiyografik romanda bu olayı şöyle anlatır:

'Bir gün Kuyulu Kahve'de Erzurumlu şairle Ankara Ahilerinden konuşuyorduk. Orta Anadolu'nun bir çok kasabalarında, köylerinde Ahi geleneklerinin, değişmiş şekillerde, hala yaşadığını söyledi.

- Bir çeşit esnaf, köylü cumhuriyeti kurmuş Ahiler, dedi, bir çeşit Bolşeviklik.

Ansızın sustu. Bakındı. Fısıldadı:

-Bolşevikler silah veriyor bize, ama korkuyor bizimkiler Bolşeviklerden.'

(Devam edecek)