Çoktandır ağız tadımız kalmamıştı. Mecazi anlamdaki bu tatsızlık şimdi sofralarımızdaki şekerin temininde karşılaşılan güçlükle beraber fiziki bir nitelik de kazandı.
İlk görüntüler, iktidara yakın zincir marketler arasında yeralan ve rekabet kurallarına aykırı hareket ettiği gerekçesiyle en yüksek para cezasına çarptırılan BİM'den geldi. Bir hafta boyunca toz şeker ve küp şekerin bulunmadığı iddiası, rafların boş kaldığını gösteren fotoğraf kareleriyle gündeme yerleşti. Rekabet Kurumu'nun kestiği para cezasının çıkarılması amacıyla BİM'in şekeri stokladığı ve yeni zamları beklediği lafları ayyuka çıkınca bir açıklama yapıldı. BİM, 'Üretimin yarısını yapan Türk Şeker satışı neredeyse durdurdu. Diğer üreticilerde de fiyat yüksek. Bu nedenle tüketiciye uygun fiyatlı şeker tedarik etmekte zorlanıyoruz' açıklaması yaptı. Karşı açıklama, Türkşeker'den geldi. Türkşeker, 2020-2021 üretim döneminde tüm zamanların üretim rekorunun kırıldığını, 400 bin ton şeker üretimi yapıldığını, bu miktarın kooperatif ve özel sektör fabrikalarının üretimiyle birlikte toplamda 1 milyon 150 bin tona çıktığını duyurdu. Açıklamada, 'TÜRKŞEKER aynı zamanda, iç piyasaya yönelik üretim sorumluluğunun üzerinde 135 bin ton da ihracat amaçlı şeker (C Şeker) üretmiştir. 300 bin ton ihraç amaçlı şekeri de özel sektör şirketleri üreterek, toplamda tüm şeker sanayinde 435 bin ton ihraç amaçlı şeker üretilmiştir' deniliyordu.
Yani, medyada yeraldığı gibi şekerde bir arz problemi olmadığı ifade ediliyordu.
Oysa durum bu resmi açıklamadaki gibi değildi. Şeker piyasasındaki en büyük üretici konumundaki devlet fabrikaları, maliyetlerin artmasını gerekçe gösterip zam isteyerek satışları sınırlandırınca, özel fabrikalar da bu arz sıkıntısını fırsat bilerek fiyatları yükseltme yoluna gittiler. Böylece, kamu fabrikalarından şeker temin edemeyen toptancılar, özel fabrikalara mecbur kaldı ve ortaya şeker krizi çıktı.
Manzara vahim. Çünkü şeker stoğunu bizzat devletin kendisi yapıyor. Özel sektör ise arz sorunu nedeniyle oluşan krizi fırsata çeviriyor ve yüksek fiyattan satış yapıyor. aArada kalan vatandaş ise inim inim inliyor.
Sorun, birden bire ortaya çıkmış değil. 1980 sonrasında uygulanan neoliberal politikalar sonucunda, bir yük gibi görülen tarımın tasfiyesinin başlatıldığı 30-40 yıl öncesine kadar gidiyor. Kritik eşik ise Kemal Derviş yasalarıyla geçiliyor. Tarım reformu kapsamında şeker pancarı üretimine kota konuluyor, daha ucuz olan nişasta bazlı şeker üretimi yapan küresel şirketlerin karlılıklarını artıracak yasal altyapı hazırlanıyor. Bunun sonucunda şeker fabrikaları birer birer özelleştiriliyor. En son 2018 yılında, 14 fabrikanın kamunun elinden çıkarıldığı hatırlanacaktır.
2011 yılında 171 bin 752 olan pancar eken çiftçi sayısının 2020 yılında 93 bin 812'ye düşmesi, üretici tarafından ne büyük bir kayıpla karşı karşıya olduğumuzu gösterirken, bazı yıllar, ayrılan kota kadar alanda bile üretim yapılamıyor. Örneğin 2021 yılında ayrılmış kotanın yüzde 97'sinde pancar ekimi gerçekleştirilirken, bazı yıllarda bu, yüzde 84'lere kadar düşebiliyor. Son iki yılın rakamlarını hatırlatmak gerekirse, 2019 yılında ayrılmış kotanın yüzde 93'ünde üretim yapılıyor, 2020 yılının verisi daha iyimser. Çünkü kotanın yüzde 100'ü ekiliyor.
Bu üretim içerisinde özel şirketler ve kooperatiflerin payı giderek artıyor. Nitekim, Türkşeker'in 2020 sektör değerlendirme raporunda, '2002/2003 pazarlama yılında Türkiye toplam pancar şekeri üretiminin % 74'ü Türkşeker tarafından üretilirken, fabrika sayısının azalması ile bu oran % 30'lara kadar düşmüştür. 2020/21 pazarlama yılında ise Türkşeker'in 15 şeker fabrikası ile pancar şekeri üretimindeki payı % 35 olarak gerçekleşmiştir.' tespiti yeralıyor.