Özellikle son yıllarda oldukça popülerleşen yeme alışkanlıklarını düzenleme ve bunun sağlık üzerindeki etkisini önemseme artık günlük hayatımızın bir rutini haline çoktan geldi bile... Sıklıkla duyduğumuz “Aralıklı yiyin, hayır sadece iki öğün yiyin tam yiyin, durun hayır az az ama sık sık yiyin...” bu liste böylece uzayıp gidiyor.

Ben bu konuyu kilo olarak ele almak istemiyorum. Sağlıklı bir yaşam biçimi olarak ele almamız çok daha doğru olacaktır. Uzun yaşam sırrını ise Asya üzerinden sıklıkla konuşuyoruz. Bu elbette görkemli mutfağımızdan uzak duralım demek değil, keza bunu yapamayacak ve yapmak istemeyecek ve hatta yapmayı teklif edenle bile arama buz gibi bir mesafe koyacak insanların başında geldiğim için söz konusu bile değil. Sizlere gidip günlük porsiyonlarınıza kimbap ekleyin demeyeceğim. Ancak bazı alışkanlıklarımızın sağlığımızı tehdit ettiğini düşünüyorum ve bu konuda özellikle Japonların bizden farklı nasıl beslendiklerini araştırdım ve ilginize sunuyorum.

Öncelikle yedi bölge olan ülkemizde bölge bölge inanılmaz farklılıklar olabiliyor. Balık tavsiyesinde bulunduğumda eğer Karadenizli iseniz bu öneriyi size yapmam oldukça yersiz olacaktır. O yüzden kendi bulunduğunuz mutfak kültürüne göre değerlendirmenizi rica edeceğim.

Balık tüketimi ve İç Anadolu... Sanırım bu konuda kendimizi geliştirmemiz gerek sevgili hemşerilerim. Ancak Asya mutfağında balık, kızartılarak tüketilen bir şey değil. Uzun yaşam sırlarının başında somon tüketimini öneren pek çok yazı görmüşsünüzdür. Yağda kızartmamak şartı ile nasıl yemek istiyorsanız öyle yiyiniz. Yaşlanma karşıtı ve östrojen hormonu için onarıcı olduğu ise onaylanmış bir balık.

Bir diğer başlık ise sevgili Ege- Marmara ve Akdenizlileri konu dışı bırakarak yeşillik tüketimi... Yapılan araştırmalara göre yeşillik cilt sağlığınızdan bağırsak düzeninize her şeye olumlu etkide bulunan bir yapıya sahip. Ancak Asya mutfağında bizden farklı bir şey var: Sebzeyi olabildiğince ısısız tüketmek. Örneğin ıspanağın yemeğini yapmaya alışmış bir kültürden geliyoruz ancak salatasını da deneyebiliriz. Ben ilk yediğimde ateşi bulanın ruhuna bildiğim envai çeşit duayı okudum elbette ancak limonla tüketildiğinde bir iki seferden sonra alışıyorsunuz. Deneyin efendim denemekten ne zarar gelir. Yeşil fasülye sezonu kapanmadan onu alıp çiğ tüketebilirsiniz de.

Bir diğer ayrıldığımız nokta ise şeker tüketimi. Bu yazıma Canan Karatay denk gelirse havalara uçacaktır. Yoksa siz halen çaya şeker atanlardan mısınız? Bizim evimizde de şeker oldukça büyük bir tartışma konusudur. Sevgili anneciğim çaya şeker atmaz adeta şekere çay atar... Yaşlanmadan unutkanlığa her şeye sebep olan şekerden kaçabildiğimiz kadar kaçmakta fayda var. Enerji sağladığı gerçeği yadsınamaz ancak bu enerjiyi doğal yollardan almak mümkün. Fruktoz şekerine sahip olan (yani tüm meyveler) işlenmemiş şekerleri sevgiyle tavsiye ediyorum.

Bizlerden mutfak farkı olarak ele aldığımızda aslında neredeyse ortak bir nokta bile bulamadığımız için kıyaslamaya gitmek oldukça yanlış olacaktır. O yüzden ben temel beslenme alışkanlıkları farkına değinmek istedim. Sağlıcakla kalınız...