Değiliz. Türkiye denilince akla sıklıkla nereden çıkacağını asla kestiremediğimiz tatlı sokak hayvanları geliyor. İnternette viral olan paylaşımlarda sıklıkla şehir hayatının içerisine gizlenmiş kedi ve köpekleri görüyoruz. Dünyaya kendimizi sürekli hayvansever bir millet olarak tanıtıyoruz, açıkçası bunun 'ekmeğini yiyoruz'.
Tiyatrodan devlet dairelerine, lokantalardan güvenlik kontrollerine kadar her yerde sokak hayvanlarını görüyoruz daha da önemlisi turistler de görüyor. Türkiye özellikle kedilerin ülkesi imajına sahip. Sosyal medyada sıklıkla Catstanbul adlandırmalarını görebilirsiniz. Uluslararası imajımızın büyük bir parçası olan sokak hayvanları realitede ne kadar Türk toplumunun vazgeçilmezi birlikte tartışalım...
Bu kadar hayvansever bir milletsek neden sürekli solak hayvanları toplatılsın diye toplum ikiye ayrılıyor? Evet toplumun belki de yarısı kadar önemli bir sayıda insan çantasında mama taşıyor, hayvanlara yer yapıyor, su veriyor ve onları önemsiyor. Ancak bu ilginin bir bedeli var. Komşularıyla sürekli hayvanseverler tartışıyor, bazen bunun hıncını o küçük insanlar suçsuz hayvanlardan alıyor, toplatılsın diye elinden geleni yapıyor, mama vermesi şöyle dursun verilen mamaya suya zehir katıyor.
Bu durum açıkçası ikiyüzlülükten başka bir şey değil. Bir yandan imajımızın en büyük "objesi" haline gelen sokak hayvanları varken diğer yandan onlardan nefret eden ve yaşam hakkına bile göz diken sağlıksız bir kesim var. Sürekli kedi köpek yaşatmaya çalışan duyarlı insanlarsa medyadaki Türkiye'ye baktığında keşke anlatıldığımız gibi olsak hissiyatına kapılıyor.
Örneğin NATO toplantısı için Ankara'da 52.000 sokak hayvanı toplatıldı. Bu hayvanlara ne olacak? Veya ne oldu mu demeliyim? Toplantıdan görüntüler paylaşılırken kedilerle fotoğraf çektiren dünya liderleri ön plana çıktı, biz bir kez daha "hayvanseverliğimizi" dünyaya kanıtladık. Peki öldürülen, toplatılan hayvanlar da bizim "hayvansever kimliğimizin" bir parçası değiller miydi?
Dürüstçe hayvanları olmak istediğimiz kişinin objesi yapmaktan vazgeçip onların varlık başta olmak üzere temel haklarına saygı duymak bu kadar zor olmasa gerek! Biz insanlar onların tüm yaşam alanlarını işgal ettik. Bugün Ankara'da pek çok yerin adı Keklik Pınarı gibi zamanında hayvanlara ait olan güzel doğal alanlarken bizler kentleştik ve bu süreçte onlar evlerinden oldular. Kolonileştirme gibi kavramlar modern dünyada sadece insan bazında ele alınıyor ancak gelecekte insanlık bilinç kazandıkça yaptığımız bu doğal alan işgallerinin açıkça bir soykırım olduğunu ve doğaya alan bırakmayan bir grup güçlü ve zalim canlı olduğumuz gerçeği ile yüzleşeceğiz. Evinden ettiğimiz, yaşamasına müsaade etmetiğimiz her canlının hakkı aslında hepimizin ellerinde kirli bir leke olarak kalacak.
Keşke dünyaya tanıttığımız gibi bir ülke olabilsek. Keşke gerçekten her hayvan bizlerle güvende olsa ve dünyaya bu anlamda örnek bir ülke olmayı becerebilsek...