Türkiye’de afetler yalnızca şehirleri değil, toplumsal refleksleri de değiştiriyor. 6 Şubat depremlerinin ardından milyonlarca vatandaş, devlet kurumlarının yanında sivil toplum kuruluşlarına da büyük destek verdi. O günlerde Ahbap Derneği, en çok bağış toplayan yardım kuruluşlarından biri haline geldi. Aradan geçen zamanın ardından ise aynı dernek hakkında yürütülen soruşturma, sadece bir ceza dosyası olmaktan çıkıp kamu vicdanını ilgilendiren bir meseleye dönüştü.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, dernek adına toplanan bazı bağışların amacı dışında kullanıldığı ve farklı hesaplara aktarıldığı iddiaları araştırılıyor. TRT Haber’in aktardığı bilgilere göre soruşturma kapsamında gözaltı işlemleri genişletilirken, savcılık mali hareketler ve para transferleri üzerinde incelemelerini sürdürüyor.
Bununla birlikte, soruşturmanın doğurduğu tartışmalar yalnızca ceza hukuku açısından değerlendirilemez. Asıl mesele, afet dönemlerinde oluşan güven ikliminin zarar görme ihtimalidir. Deprem gecelerinde insanlar banka hesaplarına para gönderirken yalnızca maddi destek sunmadı; vicdanlarını ve umutlarını da emanet etti. İşte bugün tartışılan konu da tam olarak bu emanetin nasıl korunduğudur.
Anadolu Ajansı ve diğer ulusal haber kuruluşlarının geçmiş yıllarda yayımladığı haberlerde de görüldüğü gibi, afet dönemlerinde toplanan bağışların büyüklüğü milyarlarca lirayı bulabiliyor. Böyle büyük bütçelerin yönetildiği her yapının, ister kamu kurumu ister vakıf ya da dernek olsun, en üst düzey şeffaflık standartlarına sahip olması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Soruşturma kapsamında MASAK raporları, banka hareketleri, şirket ilişkileri ve çeşitli mali kayıtların incelendiği belirtiliyor.
Olan kaybettiğimiz insanlara oldu ve bu vicdan azabı asla üzerimizden kalkmayacak. Üstelik dilerim bir daha asla kimse böyle bir şey yaşamaz ancak yaşarsak kime güvenip de destek vereceğiz? Şeffaflık, dürüstlük bunların hiçbir değeri yok mu? Biz Ankaralılar bu felaketi yaşamadık ama inanın yemek yemek, su içmek, uyumak bile bize ağır geliyordu. Canlarımız o haldeyken yemek yemeye utandığımız zamanlarda insanımız gücünün yettiğince yardım etmeye çalıştı ve bu güven sarsılması tüm bu aldatmaca üzerine kurulu düzende belki de yediğimiz en büyük tokattı.