Tahakkümcü, misyoner din anlayışının her durumda bir mağduriyet üretmesini artık kanıksadık. Yıllardır, yalan olmasına rağmen, CHP'nin camileri ahıra çevirdiği propagandasını yayarak kendisine güç devşirme arayışındaki muhafazakar kitlenin şımarıklıklarından da gına geldi.

Konu şu; Öz Erciş Seyahat firmasıyla yolculuk eden bir vatandaş, namaz molası talebinde bulunuyor. İsteği reddedilince de mal bulmuş mağribi gibi istismar konusu çıkarmanın sevinciyle meseleyi köpürttükçe köpürtüyor. Açıkça hedef göstermek istercesine firma ismi ve otobüs plakasını da deşifre ederek 'öğle ve akşam namazları için 3 dk mola talep etmeme rağmen inatla mola veremeyeceğini, namazı sonra kılabileceğimi ve bu ricamı tüm yolcuların hakkına girmek olduğunu iddia ederek talebimi reddetmiştir' diyor. Firmanın açıklaması, son zamanlarda laiklik sözcüğünü ağzına almaktan imtina eden kesimlere ders niteliğinde:

'Otobüs gibi toplu taşıma araçlarının önceden belirlenen güzergahlar ve bu güzergahlar üzerinde bulunan mola yerleri dışında, hayati tehlike arz edecek durumlar hariç olmak üzere durması, bizzat toplu taşıma sisteminin bu niteliğinden dolayı amaca uygun değildir. (…) Anayasanın 14.maddesine göre, anayasada tanımlı hakların hiçbiri, özellikle demokratik ve laik anlayışı ortadan kaldırma amacıyla kullanılamaz. Anayasanın 23.maddesi 'yerleşme ve seyahat hürriyeti'ni ve 24.maddesi 'din ve vicdan hürriyeti'ni güvence altına almıştır. Buradan hareketle müvekkil şirketin sadece bir veya birkaç yolcu ibadet edecek diye ibadet etmeyen ve öngörülen zamanda varmak istediği noktaya ulaşmak isteyen diğer yolcuların, bahsi geçen anayasal haklarını görmezden gelmesi şirket politikamız nedeniyle mümkün değildir.'

Mesele aslında yeni değil uzun bir zamandır gündemde tutulmaya çalışılıyor. Hatta geçen yıl Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 'gelen yoğun talep üzerine şehirlerarası seyahatlerde otobüs firmalarının namaz saatlerine göre mola vermesi düzenlemesi' için ilgili bakanlıklara yazı gönderdiğini duyurarak firmaların namaz vakitlerinde 'makul bir süre' ayırmasını talep ediyor.

Ve bu girişimle Diyanet İşleri Başkanı açıkça Anayasa'nın laiklik ilkesini ihlal ediyor. Çünkü, aynı otobüste namaz kılmayan yolcuların da olabileceğini üstenci tutumla dikkate almıyor ve diğer yolcuların haklarını hiçe sayıyor. Bir tür mahalle baskısı kurulmasına vesile olacak dayatmacı yaklaşımını da halkın yoğun talebiyle açıklama yoluna gidiyor. Zaten, bu dinin sahiplerine göre talep ancak Sünni muhafazakarlardan geldiğinde taleptir; kendini sahih, hakiki İslam anlayışının temsilcisi gibi gören Diyanet, farklı inanca mensup insanların talebi sözkonusu olduğunda bunu değersiz bularak dikkate almaz hatta 'bölücülük' 'dinsizlik' suçlamasını ifade etmekten de çekinmez. Hak ancak muhafazakarlar için geçerlidir; başkalarının hakkı hak değildir!

Dolayısıyla son olay da devlet ve toplum yaşamını Sünniliğin gereklerine göre dizayn etme anlayışının dışavurumu niteliğindedir. Nasıl ki, ihtiyaç olup olmadığına bakılmaksızın devasa büyüklükteki camiler iktidarın hükmetme aracı olarak yapılıyorsa otobüslerdeki namaz molası tartışmaları da seküler çevreleri baskılamanın yolu olarak görülüyor. Ve bu mahalle baskısının giderek normalleştirildiğini, namaz molası vermeye başlayan firmaların varlığından anlıyoruz. Dini açıdan seferi durumlarda namazı kazaya bırakma imkanı varken, 'durdurun otobüsü, namaz kılacağım' demenin başka bir anlamı olamaz.

Mesele namaz değil, mesele sekülerliği ortadan kaldırmak…