Aramızdan ayrılmak zorunda kalan gencecik kadınlardan sadece birisiydi Masha Amini... Geçtiğimiz yıl 16 Eylül’de katledilen Masha benimle yaşıt bir kadın, yaşasaydı bugün 23 yaşında olacaktı. Ben de anısını yaşatmak uğruna bu yazıyı yazıyorum. Zaten geride kalanlara anmalardan başka bir şey düşmez, öyleyse analım güzel Masha’yı. Analım ki bu vahşiliğinden utansın kimileri. Bilsinler ki Masha ölse de bizlerin kini diri...
Kadın hareketleri dünyanın dört bir yanında Masha için birleştiler ve her yerde protestolar düzenlendi. Açıkçası oldukça ümitliydim, en azından bu kadar toplu hareketlerin olayın İran’daki öznelerine geri adım attırmasını bekliyordum. Öyle olmadı. Daha da vahşileşildi. Öyleyse yasal yollarla insanlar tepkilerini nasıl belli edebilirler ki? İstemedikleri şeyleri değiştirmek için ne yapmalıdır insanlar?
Bu soruyu benim sormam gerçekten çok tuhaf ve bir o kadar ironik oldu. Efendim terzi kendi söküğünü dikemiyor işte ne yazık ki... Bu olaylar bize ne öğretti bilmiyorum. Aslında her şeyden bir şeyler öğrenmek zorunda mıyız artık ondan da emin değilim. Masha ve ardından katledilen sayılarını net olarak bilmediğimiz protestocular sadece otoriter her şeye olan nefretimi pekiştirdi. Demokrasilere olan inancımı ise kesinlikle zedelemedi. Onu birkaç ay önce çoktan kaybetmiştim zaten.
Bazen kendimi bu zamana ait olmadığım düşüncesinden alıkoyamıyorum. Çoğu zaman “Bundan 3 bin yıl önce veya 3 bin yıl sonra yaşasaydım nasıl olurdu?” sorusunu kendime yöneltirim. Gerçekten 3 bin yıl sonra da bunlar bir sorun olarak kalacak mı? Bu aslında 3 bin yıl sonraki torunlarıma karşı sorumluluk duygumu da beraberinde getirir. Unutmayın, onlara ev bırakmayı istediğiniz kadar miras olarak sorun bırakmamayı da benimsememiz gerekir. Harcadığımız her damla sudan sustuğumuz en ufak adaletsizliğe torunlarımıza karşı borçlanıyoruz. Onlara böyle iğrenç bir dünya bırakıyoruz.
Çocukken adımı söylediğimde herkesin aklına 12 Eylül geldiği için bana hep hüzünlü gelmiştir. Şimdi ise Masha ile birlikte bu acı liste kabarmaya devam ediyor. Keşke Eylül’de solan tek şey yapraklar olsaydı...