ABD, Türkiye söz konusu olduğunda çözemediği bir ikilemle karşı karşıya kalıyor...
Türkiye ile ABD, NATO örgütü içinde yer alan iki stratejik müttefik olmalarına rağmen iki müttefik arasında bir türlü uyum sağlanamıyor...
Bu, yalnızca bugünün meselesi değil; geçmişten beri hep böyle oluyor!
***
Hiç kuşkusuz arada bir uyum var...
Mesela, Türkiye’de hiçbir iktidar NATO üyeliğini ve Batı yanlısı dış politika izlemenin gerekliliğini sorgulamıyor...
Ancak işin biraz derinine inildiğinde eninde sonunda en yakın işbirliğinin bile bir süre sonra bozulduğu görülüyor.
***
Mesela...
Türk-Amerikan ilişkileri 1946 yılında başlıyor...
İnönü hükümeti İkinci Dünya Savaşının sona ermesinin ardından verdiği her türlü tavize rağmen NATO’ya alınmıyor...
1946’da CHP’nin bölünmesinin ardından kurulan Demokrat Parti 1950 yılında iktidara geldiğinde Celal Bayar Cumhurbaşkanlığını devralırken İnönü’ye soruyor: “Paşam, NATO’ya neden girmediniz?”. İnönü cevap veriyor: “Aldılar da biz mi girmedik?”
***
Gerçekten de CHP, iktidarının son yıllarında NATO’ya girmek için ABD’ye ikili anlaşmalar ve üsler dahil her türlü tavizi veriyor, ama ABD Türkiye’de siyasal tercihini Milli Kurtuluş Savaşı komutanlarından biri olan “bürokrat” İsmet İnönü’den değil ABD yanlısı büyük burjuvazi ve toprak ağalarının temsilcisi Adnan Menderes’ten yana kullanıyor...
DP’nin, iktidara gelmesinden yaklaşık bir ay sonra patlayan Kore savaşı iki tarafın da beklediği fırsatı yaratıyor. Menderes Hükümeti Kore’ye en seçkin birliklerini göndererek savaşa ön saflarda katılıyor ve “rüştünü” kanıtlayarak NATO’ya kabul ediliyor...
Dahası, NATO’nun Ortadoğu’daki uzantısı olan Bağdat Paktının (daha sonra CENTO’nun) liderliğini de üstleniyor.
***
Ancak sonuç yine hüsran oluyor...
Pakt üyeleri Türkiye ve Irak, Suriye’deki Sovyet yanlısı iktidarı devirmek için son hazırlıkları yaparken Irak’ta Baas Partisi yanlısı askerler bir darbe yapıyor ve Türkiye tek başına kalıyor...
ABD bu durumda Arap kamuoyunu karşısına almamak için operasyonun ertelenmesini istiyor, ama Ortadoğu’nun liderliği hırsına kapılan Başbakan Menderes operasyonda ısrar ediyor. Sonunda ABD Menderes’i gözden çıkarıyor.
***
Menderes’in bu olayın ardından ilişkileri onarmak için yaptığı ABD gezisi başarısızlıkla sonuçlanıyor...
Bunun üzerine Menderes kızgınlığa kapılıyor ve Sovyetler Birliği’ne bir dostluk gezisi planlıyor...
Ama o gezi başlamadan önce düğmesine NATO’nun merkezi Brüksel’den basılan bir darbe ile iktidardan düşürülüyor ve idam ediliyor.
***
27 Mayıs darbesini gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi’nin ilk yaptığı iş NATO ve Cento’ya bağlılıklarını ilan etmek oluyor...
Ancak, kısa bir süre sonra cuntanın ABD yanlısı unsurları ulusalcı subaylar tarafından tasfiye ediliyor...
Sonuçta darbe ABD-Türkiye ilişkilerini onarmak yerine Türkiye’nin gördüğü en demokratik anayasanın kabul edilmesine yol açıyor. Kurulan koalisyon hükümetinin başına da İnönü geçiyor. ABD’nin keyfi bir kez daha kaçıyor!
***
Hemen ardından 1964 yılında ABD ve İngiltere’nin kışkırtmasıyla Kıbrıs’ta Yunanistan ile birleşme yanlısı EOKA örgütü, Ada’daki Türklere karşı katliamlara başlıyor...
İnönü’nün başında bulunduğu koalisyon hükümeti “garantör” sıfatıyla yasal hakkını kullanarak Ada’ya müdahale etmek istiyor; ancak ABD, Başkanı Johnson İnönü’ye “NATO’nun verdiği silahları kullanamazsınız” diyerek müdahaleyi durduruyor...
İnönü, bu müdahale karşısında öfkelenerek “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de orada yerini alır” diyor. Ama ne yeni bir dünya kuruluyor ne de Türkiye orada yerini alabiliyor!
(Devam edecek)