Önceki yazımızda “neoliberal sol” akımın teorisyenlerinden birinin şu sözlerini aktarmıştık:
“Milliyetçilikle ‘sosyalizm’in ortaklığı esasen devletçilikten kaynaklanır... Devlet sosyalizmi, ulusalcılığa ve milliyetçiliğe tahmin edildiğinden de yakındır.”
Bu saptama bir tür malumun ilanıdır.
***
Günümüzde artık Sovyetler Birliği, Çin, Küba, Arnavutluk, Kamboçya gibi Marx’ın ve Lenin’in ütopyalarını şu ya da bu yoldan gerçekleştirmeye çalışan ülkeler kalmamıştır...
Ancak dünya da 1980/90’lı yılların dünyası olmaktan çıkmıştır. ABD’nin küresel egemenliğine karşı çıkan, ulusalcılığı iç ve dış politikasının merkezine oturtan, ekonomik sorunlarına neoliberalizmin yüzlerce yıllık küflenmiş kuramları dışında çarearayan ülkelerin sayısı giderek artmaktadır.
***
Bu çabalar sonucunda ABD güdümündeki emperyalist neoliberalizm, 1980’li ve 90’lı yıllardaki küresel egemenliğini yitirmiş bulunmaktadır...
Rusya devlet kapitalizmini güçlendirerek ulusal egemenliğini sağlamlaştırmaya uğraşmaktadır...
Sosyalist bir ülke olma iddiasını hiçbir dönemdeterk etmemiş Çin, devlet kapitalizmi ile piyasa ekonomisini bir “karma ekonomi” biçiminde sentezleyerek ABD’ye meydan okumaktadır...
Öteden beri ABD ve Avrupa’nın arka bahçesi olan Latin Amerika ve Afrika’da yer alan hemen tüm ülkeler BRİCS ve döğer bölgesel işbirliği örgütleri içinde bir tür “bloksuzluk” politikası izlemeye yönelmiş durumdadır...
ABD’nin ve Batılı petrol kartellerinin yarattığı Suudi Arabistan ve Körfez emirlikleri bile kendine yeni yollar aramaktadır.
***
ABD’nin en yakın müttefiki olan Türkiye de bu arayışların dışında kalamamıştır...
Ne var ki, bu arayış içine girenler, daha yakın zamana kadar ABD’nin stratejik müttefiki olmakla övünen, bugün de aradaki bazı pürüzler giderilse aynı politikayı izleyecek olan siyasi güçlerdir...
Türkiye’de bu anlamda siyasal bir boşluk vardır.
***
Bu eksikliği giderebilecek olan mihrak, sosyalizmi, ulusalcılığı, devletçiliği, laikliği, demokrasiyi bünyesinde birleştirmek zorundadır...
Bu mihrak ancak “neoliberal” Amerikancı akımların etki alanından uzaklaşan, etnik milliyetçiliğin ve mezhepçiliğin tuzaklarından kendini kurtaran sol (sosyalist) ve ulusal demokratik (Atatürkçü) güçlerin birleşmesiyle yaratılabilecektir.
(Bitti)