Geçen haftaki yazımda da belirtmiştim… Ankaragücü'nün rakipleri, Fenerbahçe, Trabzon, Beşiktaş, Başakşehir, Adana Demirspor ve Galatasaray değil diye.

Başkent ekibinin hep 6 puanlık maçları oynayacağı diğer takımları düşünmesi gerekli… Tıpkı Sivas ve İstanbul maçlarında olduğu gibi rakibine 6 puan şiddetinde bir yenilgi tattırmak tehlikeli rüya görmemek için çok önemli.

Yukarıda da saydığım iddialı ve kadro kaliteleri yüksek takımlar karşısında elbette ki aldığın her puan hanene ekstra olarak geçer ki bunun fazlalığı, kendi klasmanındaki rakiplerinize karşı size (+) yazar.

Fener maçı da bunlardan biri gibiydi. Bir kere İstanbul'un bu renkdaş takımı her haliyle Ankaragücü'nden üstün… Kadrosunun alternatifli oluşu ve kalitesi, teknik direktörler arasındaki tecrübe farkı, sistemini oynadığı fazla maç nedeniyle her futbolcunun adeta kafasına kazıması ve daha bir sürü avantajı…

Bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim ki, daha 2.dakikada yenen şok gole rağmen Ankaragücü gerçekten iyi oynadı. Gerçi golü atan Batshuayi'nin kaleci Gökhan'a taban göstermesi golün geçerliliği konusunda hakem hocalarını da ikiye ayırırken, bence Gökhan'ın, tabandan etkilendiğini yeterince gösteremediği için Halil Umut Meler faul çalmadı.

Şoku atmak için debelenen Başkent ekibinde Malcuit- Gökhan Akkan kaynaklı hatalar zinciri sonucu 26.dakikada İrfan Can'dan 2.gol geliverdi. Herkes, maçın bittiği ve farkın daha da açılacağını konusunda hem fikirken, Başkent ekibi Jesus'un da maç sonu açıklamışıyla rakibine zorluk çıkardı. Verdiği tepki pozisyonlarında; 26'da Ali Sowe, 33'te Jese'nin ofsayt nedeniyle sayılmayan gol vuruşları ile 37'de Emre Kılınç'ın geliştirdiği atakta Lincoln'un ters vuruşundaki kurtarışı ile 53'teki uygun durumdaki Beridze'nin ayağından topu başarısıyla kaleci Altay, skorun değişmesine engel olurken, Ömer Erdoğan'ın skoru en azından 2-1'e getirip maçı çevirme beklentisi de suya düştü.

Bu arada Fenerbahçe de uyumadı elbet… Art arda Szalai (42), Valencia (65) ve Pedro (75) çok net fırsatları değerlendiremediler. Bir de şunu da unutmayalım, Jesus'un 60.dakikadan sonra yaptığı oyuncu değişiklikleri, oyunun kontrolünü ele almasına ve rakibi oyundan iyice düşürmesine yetti de arttı bile. Değişiklilere bakınca kalite farkını herkes iliklerine kadar hissetti. Bakın, Batshuayi ve Enner Valencia çıkıyor, yerlerine Joao Pedro ve Diego Rossi giriyor. Rossi'de uzatmanın ilk dakikasında sonucu belirleyen golü atarak görevini yerine getiriyor.

Maça damga vuran en büyük olay da Jesus'un savunma üçlüsünü çizgi halinde oynatarak rakiplerini düşürdüğü ofsayt tuzağına Ankaragücü'nün bir türlü çözüm bulamaması oldu. Başkent ekibi 2'si ağlara gitmesine rağmen sayılmayan pozisyonlar olmak üzere tam 6 kez ofsaytta düştü. Bu taktiği bugüne kadar bir Rennes (ki 2-0 öne geçmesine karşın evinde üstünlüğü koruyamadı ve maç 2-2 bitti) diğeri de -5-4'lük lig maçında Fatih Karagümrük bozdu ancak o da Fenerbahçe'nin ofansif gücüne direnemedi.

Ben yine her şeye karşın Ömer Erdoğan ve takımına kümede kalma konusunda güveniyorum. Katar'da düzenlenen Dünya Kupası nedeniyle verilecek (13 Kasım -23 Aralık) 40 günlük araya kadar Ankaragücü, deplasmanda Giresun ve Kasımpaşa içerde de Hatay ve Trabzon ile oynayacak. Bu 4 karşılaşmadan en az 6-7 puan topladığı ve de sonra nonstop devam edecek lig için takım içindeki sezon öncesi iyi bir hazırlık dönemi geçirememe, transferlerin ligi tanımaları ve en önemlisi uyum gibi sorunları da geride bırakarak, 24 haftalık bir maratona olumlu başlayabilir. Bunlara 12 Ocak – 8 Şubat'ta olacak ara transferde de aksayan mevkilere nokta transfer yapılırsa Başkent ekibinin eli daha güçlü olur.

Çünkü Ankaragücü başkan ve yönetimine, bu ara döneminde takımdaki eksiklikleri giderebilme ve iyi bir programla sorunları çözme konusunda güveniyorum.

İşte bu yüzden çoğu rakibinin imrenerek baktığı '12. Adam' desteğini de arkasına alacak Ankaragücü için 'karamsarlığa gerek yok' diye birazda iddialı konuşabiliyorum.