Ünlü Tiyatro Oyuncusu Semih Sergen, 'Ölüm Kalım Savaşı Destanı' adlı kitabında şöyle diyor:

'bir yıldız doğdu yüceden'/bir yıldız aman/Şavkı vurdu Galiçya'dan, Çanakkale'den/müjdeler Anadolu'ya Müjdeler/bir soluk yükseliyor inançla/'geldikleri gibi giderler' bu vatan bu güzel yurt/ ne senindir, ne senin/bu vatan ya Türk'ündür/ ya da hiçbir kimsenin'

***

Devlet vatandaşı için var deyip; parmak sayısına güvenip halkını ezen, huzurunu bozan, güvenini yitiren bir topluma dönüşmesin istiyorum.

'21. yüzyıl'da bütün Cumhuriyet devrimlerinin kökünü kazıyıp; o evrensel kazanımlara sırt çevirip, halkını illa Müslüman yapacağım diye baskı altına alan bir siyaseti istemiyorum.

Hukuk hepimize lazım deyip, hukukun üstünlüğünü paket, torba, KHK, enir-komuta-zinciriymiş gibi devletin polis-dikta-parti gibi sıfatlarla anılmasını istemiyorum.

Özel yaşamın kutsallığını tehdit eden zorbalıklara son verilmesini istiyorum: Devletin koltuğunu işgal edeceksin; çoğu özellerini ve özel yaşamını dokunulmazlığa emanet edeceksin; yok böyle bir demokrasi ve hukuk…

***

Aykırı ve genel ahlakın dışındaki görüntü ve yaşam tarzını, benim özelime bağlayıp; iktidar için rakiplerini bu özelleriyle tasfiye etmeyi, tele kulağı, gizli tanığı, dijital verilerle toplumu geren bir siyasi yapıyı istemiyorum. Yasalar önünde imtiyazlar değil, eşitlik esas alınsın istiyorum. Uyanalım artık.

***

Bu sabah ayrımsız bütün gazeteleri taradım. Sadece 1. sayfalarında gezindim: Ne yalan söyleyeyim, 'Bremen Mızıkacıları' gibiydi görüp okuduklarım. Kalıcı ilke ve devrimleri alt üst edilmiş bir ülkenin gazeteleri değildi bunlar. Hani 'dert bir değil bin-elvan elvan' derler ya, aynen öyle! Böyle bir savrulma, savrukluk, israf, zaman kaybı, sansür, tehdit baskı, saldırı, cinayet, hukuksuzluk, vur abalıya misali zor yaşam koşulları, akla gelmeyecek denli bir biat kültürüyle kuşatılmış bir toplum; dinselleşen siyaset, siyasallaşan bir hukuk ve yargı. N'oluyoruz-nereye gidiyoruz diye bağırtan bir anarşi vs.

***

Ülkemin 'Batı'ya dönük çağdaş yüzünü orta çağa döndüren, sürekli muhalefete saldıran bir politik söylem aydınların ihanetini yaşadığımızın, dayatıldığının kanıtı değil mi? Bu aymazlık, şiddet-baskı-dayatmalarla yaratılan korkunun eseri mi? Başkent'te yaşananları seyredenlere de aydın diyebilir miyiz?

***

'Görünen köy kılavuz istemez.' Ülkede düzen bozulmuş, yönetim şirazesinden çıkmış. Dümen- rota resmen değişmiştir. Önümüzdeki seçime doğru giderken gruplarda birbirini suçlamak, şov yapmak zamanı değildir. Bu sarmaldan çıkış için reçeteler Nutuk'ta vardır. Bunun lise-üniversitelerde zorunlu ders olarak okutulmasını 30 yıldır savunuyorum. Şimdiye kadar yaşamsal önemini yaşayarak gördük. Öyleyse hep beraber: 'Ya Devlet Başa, Ya Kuzgun Leşe!' diyorum.