Yaşam koşulları giderek zorlaşıyor.
''Zam'' sözcüğü zorlu yaşamın temel taşı oldu.
''Gamsız hayat'' düşleri kurarken ''Zamsız hayatın'' tutsağı oldu insanlar.
Sofralarda çeşitler eksildikçe eksiliyor.
Pastırmanın sucuğun tadı çoktan unutulmuştu, peynir, zeytin de sırt çevirmeye başladı.
Çok aile, yağsız çorbaya kaşık sallama devri yaşıyor.
Kağıt kalem elde, bir türlü bulamayacağı çıkış formülünü arıyor.
Tasarrufta son nokta dönemi.
Durum, Yahudi fıkrasını anımsatıyor;
''Bir yahudi ölen karısı için gazeteye ilan vermek istemiş.
-Yaz evladim. 'karim Rozanna öldü'
- Bu kadar mı amca? Sadece 3 kelime mi?
-Bu kadar, bu kadar.
-Beyefendi karınız ölmüş. Ayıptır bir şeyler daha yazdırın bari.
- Sen karişma evladim. Kari benim kari. Hem sen para nasıl kazanılır bilmezsin. Ne dediysem onu yaz.
- İyi de zaten 5 kelimeye kadar ücret standart. Hiç olmazsa 2 kelime daha yazın.
-Öyle miiiii? Öyle desene be evladim. Yaz o zaman; 'Karim Rozanna öldü. Satılık Renault'
Yahudi'nin formülü bu…
Bizdeki formül ise farklı…
Süt yerine su,
Et, sucuk, pastırma yerine fotoğraflarıyla yetinme formülü devrede.
Ama pek de işe yarayan bir formül değil.
Herkes çözüm arayışında.
Sabır taşı ise çatlamak üzere…
Şimdilik tahammül ve tasarruf at başı gidiyor.
İkisi de sınırda…
Birinin sonu,
Diğerinin de sonunu getirecek.