İsrail-ABD-İran üçgenindeki gerilimin şimdilik daha fazla tırmanmayacağı görülüyor.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi sert bir siyasi mesaj olabilir. Ancak ekonomik gerçekler bu tehdidin uygulanabilir olmadığını gösteriyor.
Böyle bir hamle:
- Küresel ekonomiyi sarsar,
- Çin’i rahatsız eder,
- Ama en ağır faturayı yine İran’a keser.
Hazine 3 gün özellikle bekledi
Nitekim geçtiğimiz haftanın başı pazartesi akşamı itibarıyla petrol fiyatı küresel süreçte düşüşe geçeceği sinyalini vermeye başladı.
Hazine ve Maliye Bakanlığı da petrol piyasasındaki fiyat artışlarının nereye evrileceği konusunda 3 gün bekledikten sonra gelecek artışları ÖTV’den karşılamayı kararlaştırdı.
Yoksa Hazine ve Maliye bürokratları da ÖTV ayağının gelecek artışları karşılamada çok uzun boylu bir hamle olmadığını iyi biliyordu.
Washington bu riski almaz
Bir diğer gerçek daha var.
ABD Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına izin vermez.
Çünkü dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümü 40 kilometre enindeki bu ‘dar su yolundan’ geçiyor.
Enerji akışının kesilmesi küresel ticaret sistemini sarsar ve dünya ekonomisinin büyük bölümünü etkiler.
Böyle bir kriz, küresel ekonominin yüzde 40'ını kontrol eden Washington’un da ayağına sıkacağı bir kurşun olur.
Asıl Hedef İran Değil
Bugün yaşanan gerilimi yalnızca “İran’ın nükleer programı” başlığıyla okumak eksik olur.
Gerçekte satranç tahtasında başka bir oyuncu var: Çin
Çünkü İran petrolünün en büyük müşterisi Çin. Verilere göre İran’ın petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ı Çin’e gidiyor.
Üstelik bu petrol çoğu zaman uluslararası fiyatın yaklaşık yüzde 20 altında satılıyor.
Bu durum Çin’e ‘ucuz enerjiye erişim’ gibi çok büyük bir avantaj sağlıyor.
Ucuz enerji ise Çin’in üretim maliyetlerini düşürüyor ve küresel rekabette elini güçlendiriyor.
Hürmüz Boğazı tehdidi: Sert söylem, zayıf gerçek
Açıkçası, Tahran’dan her kriz döneminde duyduğumuz “Hürmüz Boğazı’nı kapatırız” lafı, kulağa sert geliyor. Ama gerçek şu ki, bu tehdidin ekonomik ve stratejik karşılığı oldukça zayıf.