Dile kolay bir Ankaralı Spor Yazarı olarak Gençlerbirliği ile haşır-neşir olma halimin 46’ıncı yılımı doldurmuş durumdayım.
Bunun yaklaşık 40 yılını da sadece Başkent ekibinin değil Türk futbolunun efsane başkanı İlhan Cavcav ile geçirdim… Onunla sırdaş olabilen 2-3 gazeteciden biriydim.
Cumhuriyet ile yaşıt kulübü, Vehbi Koç yurdunun “Denizaltı” diye tabir edilen küçücük yerinden dünya çapındaki tesislere taşıyan, Türkiye’nin tek borçsuz ve daha önemlisi kasası dolu bir duruma getiren hatta Afrika’yı keşfeden ilk Türk yöneticisi olan, çok ucuza alıp parlattığı yetenekleri milyon dolarlara satarak kulübün geçimini sağlayan nevi şahsına muhasır biriydi. Sadece Real Madrid’e 5 milyona sattığı Geremi’nin bonservisi ile 5 yıldızlık bir alt yapı tesisi kurdu. 4 büyüklerin futbolcu kaynağıydı. Neredeyse ülkemizde Gençlerbirliği’nde yetişen ve gelişen futbolcu yer almayan kulüp kalmamıştı.
Maalesef ölümünden sonra kurduğu bu muazzam futbol imparatorluğu, ehliyetsiz yöneticilerin ellerinde borçlu duruma sokularak heba edildi. Ta ki 6 Aralık’taki genel kurulda başkan adayı Mehmet Kaya’nın adaylıktan çekilmesiyle son anda hazırlanan tamamen Gençlerbirliği sevdalıların oluşan listeyle seçime giren Arda Çakmak’ın taşın altına elini koymasına kadar…
Nasıl da ümitlenmiştik, bu yönetimden… Üstelik Başkan da İlhan abinin tedrisatından geçmişti. Tüm bunlar tatlı hayaller kurmamıza neden oldu. Gelir gelmez de ne kadar görevden uzaklaştırılan kulübün öz evlatları varsa geri çağırdı, takımı da yine Gençlerbirliklilerinden şüphe edilmeyen Metin Diyadin ve ekibine emanet etti.
Koca çınara da uğurlu gelmişti Arda Başkan… Hem ligde hem de kupada Karagümrük galibiyeti ile başlayan iyiye doğru gidiş, yaşanan bir prim anlaşmazlığı yüzünden gelen Antalya yenilgisi ortalığı karıştırdı. Fakat devreye Gaziantep galibiyeti girince sorun buzluğa kaldırıldı. Fenerbahçe yenilgisinin ardından evinde 2-0 üstünlükten 2-2’ye dönerek sonuçlanan Ç.Rize beraberliği aranan fırsattı ve bu da Metin Diyadin devrinin sonunu getirdi. İşte bu durum ve sonrasından yaşananlar, bizi hayallerden koparıp gerçeklere dönmeye yetti de arttı bile.
Bir teknik adamın en önemli görevlerinden biri de futbolcuların sorunlarını yönetime iletmesi, arayı bulmasıdır. Konu futbolcuları antrenmana çıkmama noktasına getirmişken devreye girmemesi de kaçınılmazdı. Ardından yaşananlar inanılmazdı…Tek taraflı fesih, futbolcuların verilmeyen primlerini ödeme, yeni teknik direktörü hemen atama ve parasal sorunların ortadan kaldırma… Bu nasıl bir iştir anlayan beri gelsin.
Tabi en kritik dönemde Eyüpspor’a uzatmanın da sonunda 3 puan hediye etme, Eryaman’da çok kritik bir Kayseri maçında beraberliğe razı olma durumun sorumluluğunu sadece göreve getirilen yeni hocaya yüklemek insafsızlık olur. Burada yönetim hatası ön plandadır. Biz rahmetli İlhan başkandan bunu gördük. Bir öz eleştiri şart, “Yanlış yapmam, yanlış da yaptırmam” çıkışıyla sorumluluktan kaçınılmaz. Bir yerine getirilmeyen prim sözünün neden olduğu krizin tek suçlusu başkan ve yönetimdir. Bu kriz, ateş hattında yaşanan en kritik süreçte son 3 maçta sadece 1 puan almakla sonuçlanmışsa vebali de ağır olur.
Bunları niye bu kritik zamanda üstelik Kayseri beraberliğinden sonra dile getirdik… Çünkü kırmızı- siyahlı ekibi çok zorlu bir fikstür bekliyor. Zaman sorunlardan arınıp birlikteliği sağlayarak takıma 4 elle sarılmak. Yoksa iş çok zora biner…Dışarda Alanya, Konya, Başakşehir maçları, içerde ise Beşiktaş, Göztepe, Galatasaray mücadeleleri… Denilebilir ki 26 Ekim’deki Konya mücadelesinden beri iç sahada oynanan 8 maçta (4 galibiyet-4 beraberlik) yenilgi yüzü görmedik… Ben de onlara Eryaman’da konuk edilecek hangi karşılaşmada puan garanti diye sorarım.
Yeter ki yine Gençlerbirliği çıkarları ön planda tutulsun başka da bir dileğim yok.