Uzaktan veya yakından olsun fark etmez Türkiye’nin son birkaç haftalık gündemine bakanlar bile ülkenin toplu halde cinnet geçirdiğini, çürümüşlüğü görür. Ülke her gün yeni bir operasyonla uyanıyor. Eskiden bu operasyonların aralıkları daha uzun olurdu; şimdi neredeyse gün içinde farklı kapı zilleri çalıyor, gözaltılar gerçekleşiyor.
Zaman hızlandırılmış bir film şeridi gibi akıyor sanki. Şahsen artık kimler içeride kimler dışarıda hatırlamakta dahi zorlanıyorum; hangi kesimlere, kişilere ne operasyonları yapılıyor onları da karıştırıyorum. Şok doktrini uygulandığından bir körleşme yaşıyoruz, normal ile anormal olanı birbirinden ayırt edemeyecek kadar dumura uğramış zihinlere sahibiz.
AKP’nin ilk iktidar döneminde Ergenekon/Balyoz dalgalarıyla başlayan operasyon rejimi, bugün patatesçilere, kabzımallara kadar uzandı. Bir gün dizi oyuncuları içeri alınıyor ertesi gün senaristler; bir gün gazeteciler bir başka gün komedyenler, bir başka gün lgbt-i bireyler…
Operasyonlar iktidar açısından oldukça fonksiyonel şekilde gerçekleştiriliyor. Hem açlık, sefalet ve yoksulluğun tartışılması önleniyor hem de toplumu baskı altında tutup, en küçük muhalif ses bile bastırılıyor. İnsanları diken üstünde tutmak, tedirginlik ve korku yaratmak, her gün bir başka kesimde var oluş kaygısını artırarak sistemin devamlılığını sağlama işlevini de yerine getiriyor.
Ama aynı zamanda görünürde suç ve suçlulara seyirci kalınmadığı, yolsuzluklarla mücadele edildiği algısı yaratılmak istenirken, köşe başlarını tutan haramilerden, yetkili ve sorumlu olanlardan da gerçek anlamda hesap sorulmuyor.
Son olarak adeta davul çala çala gelen fon dolandırıcılığında ortaya dökülen isimler ve ilişkiler ağı, Türkiye’de haramilerin sülük gibi halkın kanını emdiğini, kurumların korkunç bir çürümüşlük ve kokuşmuşluk içinde kaldığını gösteriyor.
Şu an yüz binlerce kişi mağdur durumda. Operasyonda gözaltına alınan, tutuklananlar oldu, mal varlıklarına el konuldu ama yaklaşık 20 milyar dolarlık batık oluşuncaya kadar duruma müdahale etmeyen, denetim yapmakla sorumlu olan kamu görevlileri hakkında açılmış bir soruşturma şu ana kadar yok.
Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en büyük dolandırıcılığını üç beş şirket yöneticisini tutuklayarak mı cezalandırmış olacak? Borsada, yatırım fonlarında anlaşmak suretiyle fiyatların şişirilmesini, aylarca spekülatif hareketlerin yapılmasını izleyen kamu görevlilerinden hesap sorulmayacaksa kaybedilen güven nasıl geri kazanılacaktır?
Güven sözkonusu olduğunda akademik unvanlıları da hatırlatmazsak olmaz. Bildiğiniz üzere Emre ve Kerem Alkin kardeşler bu batan fonların yönetiminde yeralıyorlar. Hem şirketlerde üst düzey görevlerde bulunuyorlar hem Cumhurbaşkanlığı sarayında bağlantıları mevcut. Hem akademik dünyadalar hem medyada görüş beyan ediyorlar. Skandal patlak verdiğinde utanmaları ve özür dilemeleri gerekirken Prof. Dr. Emre Alkin, Tera Portföy’den üç gün önce istifa ettiğini ancak yoğunluktan KAP’a bildirmeyi unuttuğunu açıklıyor.
Tam bir harami düzeni var. Bürokratından siyasetçisine, akademisyenlerden medya mensuplarına kadar her köşe başını tutmuşlar. El birliği içinde milyonlarca insanın cebindeki parayı sülük gibi çekiyorlar. Bedeli tüm toplum öderken, rant bir avuç insanın elinde kalıyor.
Haramiler sarmış dört bir yanı
Kelime ATA
Yorumlar