Kamuoyunda 'Cübbeli Ahmet' olarak bilinen İsmailağa cemaati hocalarından Ahmet Mahmut Ünlü, herkes gibi beni de hep güldürmüştür. Söylediklerini komik bulmuşumdur. Anlattığı şeyler ciddidir ama gelin görün ki, nevi şahsına münhasır üslubuyla en ağır konuları mizaha çevirmesini bilmiştir. Medyada sık sık boy göstermesi de alışılagelmiş cemaat hocalarına göre farklılık arz eden bu üslubu olsa gerek.
Birkaç gün önce yine gündemde… Konu malum. Hükümet çevrelerinin yaşandığına bir türlü ikna olamadığı yoksulluktan, yokluktan, pahalılıktan dert yandı. Kendi adıyla videolarını yayımladığı YouTube kanalında paylaştığı videoda, ekonomik kriz sebebiyle yaptığı sohbetlere kimsenin gelemediğini söyledi.
Son günlerde akaryakıta gelen üst üste zamlardan şikayet eden Ünlü, 'Eskisi gibi gelmeler gitmeler zorlaştı. Yollara gitmek gelmek pahalılaştı. Adam şuradan şuraya gitse gelse... Benzin 100 lira olmuş. Bir gidiş bir geliş... O da her dakika değişiyor, 100 lira olmuş. Eskisi gibi külliyeler, cemaat... Nereden gelecek? 100 bin kişiler geliyordu. Millet otobüs, minibüs tutuyordu. Bir de yolda köfte ısmarlıyordu. Bilmem ne? Şu anda nasıl yapacak? Benzini koyacak şuraya gelecek hali kalmamış yani' dedi.
Anlayacağınız müritsizlikten dolayı Cübbeli'nin canı fena sıkılıyor. Etrafında eski kalabalıkları göremiyor. 'Açlık sofuluğu bozar' atasözünde söylendiği gibi mide gurultuları, zikir törenlerindeki vecde gelme hallerini unutturuyor.
Ama Cübbeli Ahmet için işin bir de ticari yönü var. Çünkü her mürit aynı zamanda bir müşteri onun için… Neler satmıyor veya nelerin satışına aracılık yapmıyor ki… Giyenlerin evinin bereketli olacağını, evinin yanmayacağını, eşyalarının çalınmayacağını, rüyalarında Hz. Muhammed'i göreceklerini söylediği terlik, ahret saadeti için gerekli olduğunu ifade ettiği yanmaz kefen, çörek otu yağı, hurma, şal, yüzük gibi pek şey… Mürit gelmeyince bu ürünlerin propagandasını yapacağı bir ortam da oluşmuyor haliyle. Dinin, siyasetin, ticaretin iç içe geçtiği bu karmaşık ağ, yıllar yılı Türkiye'nin baş belası olmuştur ve cemaatleri tartışma konusu yapmıştır.
İktidarın yaşanan pahalılığı, yoksulluğu algılayamama ya da algıladığı halde bilinçli bir politikanın gereği olarak dikkatlerden kaçırma gibi bir yönetim tarzı var. Oysa, Cübbeli Ahmet'in yakındığı konunun ne derin bir mesele olduğu otobüs terminallerindeki sessizlikten anlaşılabilir. Şehirlerarası bir yolculuk yapıldığında, kaç otobüsün, kaç otomobilin yollarda seyrettiği sayılabilir durumdadır. Otobüslerin boş gelip gittiğini, sefer sayılarının azaltıldığını fark etmemek imkansızdır. Halkın, depoyu dolduramadığı için kontak kapatıp aracını kullanamaz hale geldiğinin ve bu durumun da trafiğindeki keşmekeşi ile dünyaca bilinen İstanbul sokaklarında 'trafik sorunu' bırakmadığını biliyoruz.
Bir yerde insan hareketliliği yoksa orada hayat durmuştur. Cübbeli Ahmet'in yakındığı konuyu Türkiye Otobüsçüler Federasyonu (TOFED) Başkanı Birol Özcan da İstanbul'daki Bayrampaşa Otogarı'nın verileriyle dile getiriyor:
'Eskiden bu tarihlerde sömestr tatili geldiği zaman ek seferler olurdu. 1700-1800 bu otogardan otobüs çıkardı. Ve bayram geldiği zaman da 2 bin 500- 2 bin 700'e ulaşırdı. Bugün şu otogardan bin 230 sefer çıkıyor. Seferleri kıstılar, ikramları kıstılar. Biz de utanıyoruz yani. Biletler 600-650 lira Van'a dediğimiz zaman. Bütün öğrenciler memleketlerine gidemiyor. Utanıyoruz yani.'
Memleketin hali pür melali bu… Türkiye'yi yönetenlerin Birol Özcan'ın feryadını duymayacakları malum da belki cemaatlerin müritsizliği, yaşadığımız perişanlığın bilinmesine vesile olur.