Natura Dünyası Gençlerbirliği’nin deplasman kâbusu sürüyor. Son derece önemli Eyüp karşılaşmasının uzatma dakikasında yenilen golle kaybedilmesi doğrusu gelece umutla bakılmasını zora sokma anlamını taşıyor. Bu kayıp, kırmızı- siyahlı ekibin ateşle oynadığını da gösteriyor.
Deplasmanda oynanan 12 karşılaşmada Başkent ekibi, alabildiği 1 galibiyet 2 beraberlik ve 9 yenilgiyle sadece 5 puan toplayabildi… Bu durumda dış saha sıralamasında da kendisine ancak 17’ncilkte yer bulabildi.
Nereden başlayalım bilemiyorum… Nereye elimizi atsak, orası çürük çıkıyor.
Oysa nasıl sevinmiştik Arda Çakmak’ın başkanlığına ve tamamen Gençlerbirliklilerden oluşan yönetim kurulunun göreve gelmesine… Sadece idari olarak değil teknik yönetimin de tamamı kulübe gönül verenlerden oluşturuldu. Kulüpten gönderilenler de geri çağrıldı. Tamam işte arzulanan buydu. Koca çınar, eski ruhuna dönecek beklentisi camiada âdeta tavan yapmış durumdaydı.
Ne zaman dara düşülse akla ilk gelen isim olan Metin Diyadin, göreve 3’üncü teknik adam olarak getirildi. İlk 2 hocada günah eski yönetimlerin… Nasıl da işler iyi gidiyordu… Antalya lig maçına kadar ikisi kupa, ikisi lig olmak üzere 4 galibiyet ve 2 beraberlik olmak üzere 6 maçta yenilgi yüzü görmeyince moraller de düzeldi,
Tam takım toparlanmaya başladı derken birden prim sorunu patlak verdi. Samsun maçı için verilmesi gereken beraberlik primin kaldırılması huzursuzluğun başlangıcı oldu. Gaziantep maçının da galibiyet primi yatmayınca Metin Hoca zorunlu olarak devreye giriyor ve başkandan cuma günü yatırılacak sözü alınıyor ancak yine de yatmayınca futbolcular antrenmana çıkmama kararı alıyor. Diyadin bir kez daha futbolcularla konuşarak antrenmanın yapılmasını sağlıyor. Fakat Başkan ile hocanın arasında ipler iyice geriliyor. Ç.Rize karşısında 2-0 önde oldukları maçın kazanılmaması aranılan fırsatı doğuruyor ve yönetim karşılaşma biter bitmez tek taraflı ayrılık kararı alınıyor.
İşte yaşanan bu olay doğrusu Gençlerbirliği kültürüne hiç yakışmadı. Futbolcuların isteklerini yönetime iletmek, hocanın görevidir. Ayrıca Gençlerbirliği’nde 37 yılı geçmiş bir kişiyi itibarsızlaştırmak kimsenin haddi değildir, bu kişi başkan da olsa… Bir de primlerin birkaç gün sonra ödenmesi akıllarda soru işareti bırakmıyor değil.
Sonuçta 4.teknik adam bulundu ve takım için hayati öneme sahip Eyüp maçına çıkıldı… Levent Şahin’i suçlayacak değiliz. Zaten son derece çok dar bir kadroya sahip olan takımda formda olan Oğulcan Ülgün ve Sekou Koita’nın sakatlık nedeniyle yer almaması büyük bir handikaptı.
Gol umudu diye alınan ancak oynadığı 18 maçta sadece 3 gol ve 2 asistle yetinen Niang’a, Levent hocanın 58 dakika dayanması da bu maçın Gençler açısından kayda değer bir notu olarak düşülebilir. Tabi savunmanın en etkili ismi Kaptan Goutas’ın 41.dakikada sakatlanarak oyundan çıkması da ayrı bir talihsizlikti.
Eyüp mücadelesinde ilk yarı, pozisyon üretimi açısından oldukça kısır geçti. Başkent ekibinde Göktan Gürpüz’ün vuruşunda topun kalecinin müdahalesiyle direğe çarpıp kornere çıkması ile ilk yarının son anlarında Eyüp’ünde Taşkın’ın kafa vuruşunda Velho’nun tehlikeyi korner ile önlemesi dışında önemli bir atakları yoktu.
Mücadele ikinci yarıda biraz daha ön plana çıktı. Maç istatistiklerinde hareketlenmeler oldu. Şut sayısında artışlar oldu. Ancak her iki ekibin kalecileri Velho’nun 6, Jankat’ın da 4 kurtarışı 90 dakika boyunca izleyicilere gol zevki tattırmadı ta ki 90+1’ kadar… Oyuna son dakikalarda giren Metehan Altuntaş, Gençler savunmasının bir anlık konsantrasyon kaybından yararlanarak çaprazdan yaptığı vuruşla topu Velho’nun uzanamayacağı köşeye bıraktı.
Bu sonuçla kırmızı siyahlılar, berberlikle bile rakibi ile arasındaki 5 puan farkını koruma şansından oldu ve Eyüpspor ise maç fazlasıyla tehlike hattının üzerine çıkarken, farkı 2 puana düşürerek, Gençlerin ateş hattının sıcaklığını daha derinden hissetmesini de sağladı.