Emperyalizm denince çoğumuzun aklına haritalar üzerinde cetvelle çizilmiş sınırlar, uzak coğrafyalara dikilen bayraklar ve sömürge valileri gelir. Oysa emperyalizm, tarih kitaplarında kalmış bir kavram değil. Sadece kılık değiştirdi. Bugün daha az görünür, daha sofistike ve çoğu zaman “iyi niyet” söylemleriyle sunulan bir biçimde karşımızda duruyor.

Geçmişte emperyalizm açıktı. Güçlü devletler askerî güçle başka ülkeleri işgal eder, yeraltı ve yerüstü kaynaklarını kendi çıkarları için kullanırdı. Bu süreçte yerel halkın ne düşündüğü, ne istediği ya da neye ihtiyaç duyduğu pek de önemli değildi. Emperyalizm, güçlünün zayıf üzerinde kurduğu açık bir tahakkümdü. Bugün ise tanklar yerini kredi anlaşmalarına, işgaller yerini “stratejik ortaklıklara” bıraktı.

Günümüz emperyalizmi çoğu zaman ekonomik araçlarla işliyor. Borçlandırılan ülkeler, kendilerine dayatılan ekonomik programları uygulamak zorunda kalıyor. Eğitimden sağlığa, tarımdan sosyal politikalara kadar birçok alanda kararlar, ulusal ihtiyaçlara göre değil, küresel piyasanın beklentilerine göre şekilleniyor. Bu noktada soru şu: Bir ülke kendi bütçesini, üretimini ve sosyal politikasını özgürce belirleyemiyorsa gerçekten bağımsız sayılabilir mi?

Emperyalizmin bir diğer yüzü ise kültürel alanda karşımıza çıkıyor. Ne izleyeceğimizi, ne giyeceğimizi, nasıl yaşayacağımızı belirleyen küresel bir kültür dayatması söz konusu. Hollywood filmleri, dijital platformlar ve sosyal medya üzerinden yayılan bu yaşam tarzı, yerel kültürleri yavaş yavaş görünmez kılıyor. Genç kuşaklar kendi toplumlarının hikâyelerinden çok, başka coğrafyaların “ideal hayatlarını” tanır hale geliyor.

Daha da çarpıcı olan ise emperyalizmin bugün çoğu zaman “demokrasi”, “özgürlük” ve “insan hakları” söylemleriyle sunulması. Elbette bu değerler evrensel ve vazgeçilmezdir. Ancak ne zaman, nerede ve kimin için savunulduğu sorusu hayati önem taşır. Bazı ülkelerdeki hak ihlalleri görmezden gelinirken, bazıları “müdahale” gerekçesi haline getiriliyorsa burada samimiyetten söz etmek zorlaşır.

Emperyalizm artık sadece toprak almıyor; zihinleri, ekonomileri ve geleceği kontrol etmeye çalışıyor. Bu yüzden onu anlamak, yalnızca geçmişi değil, bugünü de okumak demektir. Gerçek bağımsızlık ise sadece bayrak ve sınırlarla değil; ekonomik, kültürel ve siyasal iradeyle mümkündür.

Belki de asıl soru şudur: Emperyalizm gerçekten sona mı erdi, yoksa biz onu tanımakta mı gecikiyoruz?