Hükümet, seçim tarihi yaklaştıkça hiçbir muhalif sesin çıkmayacağı bir ortamı sağlamak üzere canhıraş bir mücadele içine girdi. Medyanın neredeyse tamamına hakim olan iktidar için Tele1, KRT, Birgün Gazetesi, Halk Tv, Cumhuriyet gazetesi gibi birkaç muhalif mecranın varlığı bile dayanılmaz hale gelmiş durumda. İktidar, bu gazetelere ilan yasağı, ekran karatma gibi cezalar vererek nefessiz bırakmaya çalışıyor ama beyhude bir çaba bu. Çünkü, daima gerçekler kazanır.
Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi'nin ittifakı ile sansür yasası olarak ifade edilen düzenleme meclisten geçti. Kanunda 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' diye yeni bir suç eklenmekte, bu suçu işleyenlere hapis cezası öngörülmektedir. Para cezası, reklam yasakları ve sosyal medya ağlarına bant daraltma yaptırımlarını da içeren düzenleme, her zaman olduğu gibi ilgili tarafların görüşleri alınmadan çıkarıldı. ABD merkezli teknoloji şirketlerinden bile bu süreçte görüş alan siyasi iktidar, kanunun doğrudan muhatabı olan Türkiye'deki gazetecilik örgütlerinin fikrini sorma gereği bile duymadı. Zaten, 'her şeyi biz biliriz' havasındaki iktidar için meslek örgütleri kapatılması gereken yerler…
Oysa siyasi tarihimizin belki de en ağır sansür mekanizmalarının çalıştırılacağı bir düzenlemeye imza atıldı ve bunun Türkiye'nin uluslar arası itibarını daha da aşağılara çekeceği gün gibi ortada duruyor. Şeffaflık, düşünce ve ifade özgürlükleri alanında zaten bir geriye gidiş sözkonusu iken, kimsenin itiraz etmeyeceği 'Dezenformasyonla mücadele' söylemiyle gerçekte gazeteciler üzerindeki baskı artırılmaya çalışılıyor.
Meslek örgütlerimizin yaptığı açıklamaya göre, teklifte 'dezenformasyon,' 'yalan haber,' 'asılsız bilgi' ve 'tahrif edilmiş bilgi' gibi kavramlar hukuki bir tanım yapılmaksızın kullanılıyor, 'Güvenlik,' 'kamu düzeni' ve 'kamu barışı' gibi muğlak kavramlarla yeni suçlar icat ediliyor. Açıklamada, 'Gazetecilere karşı adli taciz davalarında sıkça başvurulan muğlak kavramlara dayanılarak mahkemelere yeni bir suç işaret edilmektedir. Böyle bir yaklaşım, yasaları, bağımsızlığını yitirmiş olan yargı sistemi tarafından suistimale açık hale getirmektedir' deniliyor.
Nitekim, yasa çıkar çıkmaz hemen işletildi. Bartın'daki maden kazasıyla ilgili Sayıştay'ın uyarı nitelikli raporuna yer veren bazı hesaplar hakkında 'dezenformasyon' soruşturması başlatıldı. Çünkü, Türkiye Taşkömürü Kurumu yöneticileri bu haberleri 'dezenformasyon' olarak nitelendirmekteydi. Öyle hızlı davranıldı ki, 'Tak-şak' paşayı hatırladık birden...
Anlaşıldığı üzere dikensiz gül bahçesi yaratılmak isteniyor. Ama her bir melanet, kapalı rejimlerde ortaya çıkar ve fısıltı gazetesiyle yayılan bilgiler her zaman daha tehlikeli sonuçlara sebebiyet verir.
Atalarımızın güzel bir sözü vardır. 'Açık yaraya kurt düşmez' derler.