Türkiye yıkıldı; Türkiye önce deprem sonra otoriterliğe dayanan tek adam sistemiyle yıkıldı, ülkenin bir yarısı haritadan silindi, on binlerce insanı enkaz altında hayatını kaybetti; milyonlarcası aç ve açıkta kaldı.
Deprem yıllarca unutulmayacak derin bir acı bıraktı ama en acısı, yüzyılın felaketine karşı seferber olmuş, kenetlenmiş, yardım yapmak için çırpınan bir ülke insanının, tarihte örneğine çok az rastlanacak şekilde başardığı birlik-beraberlik halinden, çok hem de çok rahatsız bir yönetimin varlığı olsa gerek. İşte bu hiç unutulmayacak.
Cumhuriyet ile hesaplaşma duygusu içinde 'dindar ve kindar' bir anlayışla devletin işleyen bütün çarklarını kıran, kurumlarını yerle yeksan eden AKP zihniyetinin sorunları çözmek yerine siyasal güç devşirmek üzere toplumsal algı oluşturmayı daha fazla dert edindiği hemen her olayda kanıtlanıyor.
Deprem riski yüksek alanları yapılaşmaya açan, kentleşmeyi, kentsel dönüşümü bir avuç türediye imar rantı sağlamak üzere araçsallaştıran, üst üste çıkardığı imar barışları ile kaçak yapıları yasallaştıran AKP zihniyeti, bugün onbinlerce insana mezar olan deprem illerinde yüksek oy oranları elde etti. Arşiv unutmuyor. Erdoğan'ın imar barışıyla ilgili konuşmaları ortalığa çıktı bile. Erdoğan, bir konuşmasında 'İmar barışıyla 144 bin 556 Maraşlı vatandaşımızın sorununu çözdük' derken, bir başkasında Malatya'da 88 bin 577 vatandaşın, Hatay'da ise 205 bin Hataylının sorununu çözdüklerini ifade ediyor. Şimdi bu kentlerin hepsi haritadan silindi.
AKP zihniyeti, yine kutuplaştırma siyaseti uğruna Cumhuriyet'in tüm birikimini yok etti. Doğal afetlerde yardım faaliyetlerinin tek çatı altında yürütülmesi amacıyla 2009 yılında Başbakanlık'a bağlı olarak kurulan AFAD'la birlikte, İçişleri Bakanlığı'na bağlı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'na bağlı Afet İşleri Genel Müdürlüğü ve Başbakanlık'a bağlı Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü kapatıldı. Yetmedi, AKUT gibi bir kuruma operasyon çekildi. AFAD'ın merkezde 700, taşrada ise 7 bin civarında elemanı bulunuyor. Bu sayı, yıkılan bina sayısının yarısı bile değil.
Akıl ve bilim dışı anlayışına engel olarak gördüğü, anayasal bir kuruluş olan meslek odalarını, üniversitelerini yok etmek için de büyük çaba harcadı AKP. Çadır üniversiteler kurdu, Türkiye'nin en iyi üniversitelerinin içini boşalttı, ne meslek odalarının ne üniversitelerin bilgi ve tecrübe birikiminden yararlandı. Tam tersine onları terörist, vesayetçi gördü. Jeoloji Mühendisleri Odası, iki defa Maraş Büyükşehir Belediye Başkanı Hayrettin Güngör ile görüşüp fay zonlarının imar planları üzerine işlenmesi gerektiğini söyledi ama Belediye Başkanı, 'Ben bu planlara inanmıyorum' diyerek yoluna devam etti. Şimdi o belediye başkanını gören var mı? Sadece Maraş değil Elazığ'ın, Gaziantep'in, Malatya'nın, Adıyaman'ın belediye başkanları, valileri nerede? Hiçbirinin yüzünü gören, sesini duyan yok. Kızılay'ın esamisi okunmuyor.
Felaketi önleyemeyen zihniyet, felaketin büyüklüğünü dahi algılayamadı, çökmüş devlet yapısıyla müdahale edemedi. Beceriksizliğinin, kifayetsizliğinin üzerini örtmek için de kendiliğinden seferber olmuş halkın gücünü, belediyelerin imkanlarını elinin tersiyle itti. HDP'li Ağrı Patnos Belediyesi'nin yardım araçlarına kaymakamlık tarafından el konulurken CHP'li Bodrum Belediyesi'nin yardım konvoyunun üzerine Muğla Valiliği brandaları gerildi, yardım kolilerinin üzerine AKP'nin parti logosu yapıştırıldı. AKP sözcüsü devlet adına konuşma garabetini sürdürerek Cumhur ittifakı olarak sahada olduklarını söyledi. Bir eski AKP'li kadın vekil deprem bölgesine geldiği için teşekkür etmesi gerekirken İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na 'defol' diyebildi. Herkes can derdine düşmüşken, devleti tepeden tırnağa işlevsiz getiren bu liyakatsiz, merkeziyetçi, kibirli, kifayetsiz anlayış dayanışma zincirlerinin kurulduğu, arama-kurtarma faaliyetlerine yardımcı olunan sosyal medyayı bile kapattı. Böylesine zor bir zamanda kucaklayıcı ve umut verici olması gereken Cumhurbaşkanı ise asık, öfkeli suratıyla ekranlara çıkıp nefret kustu ve 'defter tuttukları'nı söyleyebildi. Böylece, felaketi katmerleştirdi.
Bu halk elbette ki felaketin üstesinden gelecek, yaralarını saracak, dayanışma ile kendisine bir gelecek kuracak.
Ama o gelecekte enkaz altındakiler ölümle pençeleşirken dahi oy kaygısı güden, algı oluşturmaya çalışan bu kötücül zihniyet olmayacak/olamayacak.