Türkiye bir deprem ülkesi...

Bunun nedeni, dünyanın tektonik plakalardan oluşması...

Dünyanın kabuğunu oluşturan ve alttaki magma tabakasının oluşturduğu lavların üzerinde yüzen-gezen tüm kara parçalarının birleşmesiyle oluşan Pangea adı verilen 'süper kıta', milyonlarca yıldır parçalanıyor; bu parçalanmadan doğan kıtalardan ikisi, Avrasya ve Afrika kıtaları, yeni bir 'kopma ve birleşme' süreci içinde...

Ve Türkiye bu kopma birleşme sürecinden en fazla etkilenen Anadolu yarımadası üzerinde bulunuyor.

***

Afrika haritasına baktığımızda, kuzeyde Kızıldeniz yarığı ile birleşen Aden Körfezi'nden başlayarak, 3.000 kilometre boyunca devam eden ve güneyde Zimbabwe'ye kadar ulaşan bir 'yarık' görüyoruz...

Rift Vadisi olarak adlandırılan bu yarık, her geçen yıl biraz daha derinleşiyor ve Afrika kıtasını iki plakaya ayırıyor: Somali plakası ve Nubiya plakası...

Bu hareketten etkilenen Arap Yarımadası, Anadolu yarımadasını bir saat yelkovanının tersi yönde kuzeye ve batıya doğru itiyor, ancak karşılaştığı direnç nedeniyle bu itme hareketini Anadolu'nun üzerinde yer aldığı magma tabakasının altına dalarak gerçekleştiriyor...

Üstteki katı tabakaları kırıp döken ve Toros dağlarını oluşturan bu hareket, kuzey Anadolu'da yer alan bir diğer tabaka olan Kuzey Anadolu fay hattını da batıya doğru hareketlendiriyor.

***

İnsanlık, on binlerce yıl boyunca kendisini korkutan bu jeolojik hareketlenmeyi bir takım doğaüstü güçlerin insanlara verdiği bir ceza olarak görmüş...

Ve kader olarak gördüğü bu olaya, işlenen günahların yol açtığını düşünmüş.

***

Bu nedenle doğal olayların yol açtığı bu felaketlere, toplum iki farklı bakış açısından yaklaşıyor...

Bir kesim, yaşanan hareketlerin yol açtığı felaketleri bir takım bilimsel önlemler alarak en az zararla atlatmayı savunuyor...

Diğer kesim ise olayı bu felaketleri bir kader olarak görmeye ve yaşanan felaketlere kendisi gibi düşünmeyenlerin işlediği günahların yol açtığını düşünmeye devam ediyor.

***

Bu gerçek dikkate alınmadığında neden toplumun önemli bir bölümünün her depremden sonra 'günahkar' olarak gördüğü kesimi 'Bu ceza da yetmedi mi?' diye azarladığı...

Neden bu felaketleri 'kader' olarak gören siyasetçileri iktidara getirdiği...

Ve neden o iktidarların doğal afetlerle mücadele için kurulmuş olan AFAD ve Kızılay gibi kurumların başına jeologlar ya da mühendisleri değil de ilahiyatçı hocaları atadığı anlaşılamıyor!

***

'Kaderci' düşünce tarzı yalnızca bilimden bihaber 'okumamış' kesimi etkilemekle kalmıyor...

Üniversitelerde bilimsel konularda ders veren bir takım hocalar da bu görüşü savunabiliyor...

Son depremlerden sonra bir üniversitenin fizik bölümü öğretim üyesinin yaşanan deprem faciasının ardından sarf ettiği, 'Deprem veya binalar öldürmez. Allah öldürür. O da eceli geleni' (!) sözleri bu gerçeği gösteriyor.

***

Toplumu bölen bu düşünsel 'yarılma', siyaset dünyasını da etkiliyor...

Çünkü ülkemizde siyaset büyük ölçüde inançlar üzerinden yapılıyor...

Herkesin şikayet ediyor göründüğü 'siyasi kutuplaşma' ile bu olgu arasında yakın bir ilişki var.

***

Ne var ki, yaşanan her felaketin ardından insani hataları örtbas etmek için dinsel kavramların kullanılması artık 'muhafazakar' kesimde bile tepki uyandırıyor...

O kesimin en çok izlediği medya kanalı olan Atv'de dini konuşmalar yapan Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Nihat Hatipoğlu'nun aynı kanalda yayınlanan bir programda sarf ettiği şu sözler bunu kanıtlıyor:

'Bilim adamlarının sözleri bizim için dini bir emir gibidir. Geçmişte (bilim adamlarını -EG) dinlemediğimiz için başımıza felaket gelmişse bunu kaderle ifade etmeyeceğiz. Kader bu değil, kader tedbir almaktır'.

(Devam edecek)