Türkiye'de her seçimin klişeleşmiş cümlesi, 'en kritik seçim' söylemidir. Ne zaman ki, sandık halkın önüne gelir, 'Türkiye tarihinin en önemli seçimleri…' diye başlayan cümleler alıp başını gider. Siyasi partiler, duyarlılığı ve ilgisiyi artırmak, seçmeni mobilize etmek üzere bunu bir propaganda unsuru olarak değerlendirirler ve aslında bir tehdit ve tehlikenin varlığından hareketle oyların temerküz ettiği parti olmak isterler. Ama bu cümlenin tam da değerini bulduğu seçim 2023 seçimidir desek yanlış olmaz. Nitekim, batı basınında, dünyada 2023 yılının en önemli olayları arasında Türkiye'deki seçimler ilk sıraya yazılıyor.

2023, Türkiye'nin, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına nasıl gireceğinin belirlendiği bir seçim olacağından herkes için bir kavşak noktası; kırılma yılı. Biz ya demokratik, laik, özgürlükçü, sosyal adalete dayalı bir ülke olacağız ya da ucu resmi olarak halifeliğin ilanına kadar varan İslamcı otoriter bir yönetimle yolumuza devam edeceğiz. 100 yıl önce başlatılan modernleşme deneyiminde son 20 yılda yaşanan gerileme derinleşecek, epey mesafe alınmış bir şekilde İslam Cumhuriyeti'ne geçilecek. Dolayısıyla Millet İttifakı için de Cumhur İttifakı için de büyük bir gerilim ve heyecan yaşanıyor; süreç kendi içinde 2023 yılına yüklenen anlam çerçevesinde siyasi stresi de yükseltiyor.

AKP, aslında parlamenter sistemle belki daha uzun süre iktidarda kalabilecek iken tek adamlığa dayalı yeni düzenleme ile kendi sonunu hazırladı; ayaklarına pranga vurdu. Belki şu beş yıllık dönemde tek imza ile yüzlerce kararname çıkarıldı, tek imza ile imar düzenlemeleri yapıldı, kadrolaşmaya gidildi, kamu kaynakları tek bir kişinin iradesine göre dağıtıldı. Ancak bu keyfilik, bu serbestlik sürdürülebilir olamadı ve kamuoyu desteği, 'istikrar, bürokraside hızlılık' argümanlarıyla sağlanmaya çalışılsa da gelinen noktada görüldü ki, yüzde 50'i elde etmek tu kaka yapılan koalisyonları kaçınılmaz hale getirdi ve çöküş başladı.

İktidarının en zor günlerini yaşayan AKP'deki çöküş alametleri bir hayli artmış görünüyor. Örneğin, milletvekili aday adayları sayısının önceki yıllara göre yarıdan fazla düşmesi, kulislerde 'kimse, batacak gemiye binmek istemiyor' şeklinde yorumlanıyor. Diyarbakır'da önceki seçimde 245 aday adayının başvuru yapması bu sayının şimdi 70'lere düşmesi, Türkiye genelinde ise 8 binlerden 5 binlere gerilemesi iktidar açısından vahim bir gösterge. Ekonomide Ortodoks politikalara dönüş sinyali olarak da yorumlanan Mehmet Şimşek'in yeniden ekonominin patronu olacağına dair kimi mesajlar da anlamsızlaştı; çünkü Mehmet Şimşek sorumluluk almayı reddetti.

AKP, sıkıştı. Artık şapkadan çıkarılacak hiçbir tavşan kalmadı. 20 yıldan sonra anlatılacak projeler de yok. Ağır bir ekonomik kriz yaşandığı gibi devletin kasası tamtakır…Halk yoksulluktan kırılırken 11 ilimizi etkileyen büyük deprem felaketinin getireceği ilave sorunlar, iktidarı hepten çıkmaza soktu. Dolayısıyla seçime iki ay kala büyük bir panik yaşanıyor ve kaybetme korkusuyla sağa sola yalpalıyor.

Atalarımız 'denize düşen yılana sarılır' derler. İktidar yorgunu AKP de bataklığa saplandı ve kendisine bir çıkış arıyor. Bu çerçevede, Türkiye'nin en tehlikeli örgütlerinden biri olan Hizbullah'ın siyasi kanadı HÜDA PAR ve Yeniden Refah Partisi ile ittifak oluşturmaya çalıştı. Yeniden Refah Partisi, seçimlere bağımsız kimliği ile gireceğini belirterek AKP ile görüşmelerden çekildi. Kamuoyuna yansıyan haberlere bakılırsa HÜDA PAR ile ittifak kurulmuş görünüyor.

Ne pahasına olursa olsun iktidarı devam ettirme refleksi, bağımsız Kürt-İslam devleti talebiyle faaliyet yürüten HÜDA Par ile zaten uzun süredir gayri resmi seyir izleyen bir birlikteliğe resmiyet kazandıracak raddeye vardı. Çünkü HÜDA Par'ın genel başkanı birçok defa Saray'da kabul edildi ve bu parti önceki seçimlerde AKP'yi desteklediğini hep açıkladı. AKP, Kürt nüfusun yoğun olduğu Doğu ve Güneydoğu illerinde HDP'yi etkisizleştirmenin bir aparatı olarak gördüğü HÜDA Par'dan kimi isimlerin parlamentoya girmesini sağlayacak mı şimdilik meçhul. Ama HÜDA Par kadrolarını seçim günü sandık başında 'aksiyoner' hale getireceğini söylemek pek de yanlış sayılmaz.