'Gerçeklerin er geç ortaya çıkma huyu vardır'.
Kaynağı net olarak bilinmiyor ancak, Türkiye'de kullanıma ilk sokan kişinin Prof. Dr. Erdal İnönü olduğu söylenir…
Merhum İnönü'nün, Sosyal-Demokrat Halkçı Parti'nin genel başkanı olduğu dönemde söylediği söz öylesine ünlendi ki, sanatçısından siyasetçisine hemen herkesin diline pelesenk oldu.
Özellikle de siyaset sahnesinde yaşanan polemiklerde muhalif kesimin mevcut iktidara yönelik eleştirilerinin temelini oluşturdu.
Meclis kürsüsünde, alan konuşmalarında, demeç ve söyleşilerde, siyasal erki elinde bulunduranlar tarafından alınan bazı kararlar ve ''yanlış'' olduğu öne sürülen adım ve uygulamalara ilişkin eleştirilerde muhalif kanat tarafından sıklıkla dile getirildi.
Katılmamak mümkün değil.
Türk siyasi yaşamında da bu sözün doğruluğunu kanıtlayan pek çok örnek vardır.
Perdelenmeye, halkın gözünden kaçırmaya çalışılan nice gerçekler, zamanla gün yüzüne çıkmıştır.
Ama bazen o gerçeklerin ortaya çıkması, doğruya ulaşmak için yeterli olmuyor.
Çıkar hesapları, alışkanlıklar, yanlış uygulamalar, bakmak değil görmek gerektiği, gerçeklerin üstünü perdeleyebiliyor.
Örneğin Almanlar, o yanlışa düştü.
Faturası da ağır oldu.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi.
Ünlü Almanya şansölyesi Konrad Adenauer'un, 2. Dünya Savaşı sonrası yıkıntılar arasında söylediği belirtilen sözler, yanlışın aynası gibi:
'Umarım bir daha İsa bile gelse, tüm yetkiyi bir insana verecek kadar aptal olmayız.'
Yetkiden söz edince, bizdeki yetki tartışmalarına değinmemek olmaz.
Tartışma sistem kaynaklı;
Yetkinin tek elde toplandığı sistem mi?
Karşıtı olan parlamenter sistem mi?
Önümüzdeki seçimler, bu sorunun da yanıtı olacak.
Ya mevcuda devam,
Ya eski sisteme dönüş.
Tercih, geleceğin de aynası olacak.
Adamın biri, plajda güneşlenenlerin gözleri önünde suyun üzerinde yürümeye başlamış.
Görenlerden bazıları ''Aman tanrım. Bu bir mucize'' diyerek şaşkınlıklarını dışa vurmuş.
Bazıları da umursamazlığını ''Yüzme bilmiyor ezik'' diye dile getirmiş.
Bizdeki iktidar-muhalefet çatışmasına benziyor.
Yeter ki kavga olsun.
Kimilerinin ''ak''a kara, kimilerinin ''kara''ya ak deme inadı gibi.
Öyle değil mi?