Demokrasi, halkın egemenliğine dayanır. Bu nedenle “İktidarları halk iş başına getirir, iktidardan indirir.” Bunu da seçtikleri vekiller eliyle kullanır. Bunun en büyük sakıncası, iktidarı ele geçirenin onu kötüye kullanması riskidir. Yani iktidarın, parti egemenliğini uygulamaya başlamasıdır. Nitekim, Rousseau, “İktidar mevkiinde olanlar, onu her zaman suistimale meyyaldirler” demiştir.

Demokrasinin üç ölçütü yaşamsal öneme sahiptir: “Sandık, muhalefet, özgür medya.” Gerçek demokrasilerde ‘Kuvvetler Ayrılığı’ da yaşamsal öneme sahiptir. Bunları tek elde toplayan iktidar biçimi ise ‘Dikta’dır. Bu özgürlüklerin daraltılmasını da beraberinde getirir. Bizde, çoğunlukçu demokrasi yaşandı hep. Koalisyonlarda ise çok partili bir iktidar söz konusuydu. Dile pelesenk edilen ulus iradesinin en iyi yansıtıldığı bir yönetim modelidir bu nedenle. Çoğunlukçu demokraside uzlaşma kültürü, muhalefete saygı yoktur: “Ben yaparım olur, bildiğimizi okur, muhalefet olmadan da işimizi görürüz” anlayışı egemendir. Oysa, gerçek demokrasi bunu reddeder. İktidarların da bir ömrü vardır.

Devamı için tıklayınız.