Bugün dünyanın en büyük ihracatçı ve en büyük ikinci ithalatçı ülkesi konumunda bulunan Çin, süper güçlerden birisi olsa da ekonomik başarısının sorgulaması yapılmakta ve iki noktada ağır eleştiriler almaktadır. Birincisi, taklide dayalı, kalitesiz ürünler ürettiğidir, diğeri de ağır şartlarda çalışan ucuz işgücünü kullandığıdır.
Bir önceki yazıda Çin'in, yüksek teknolojili ürünlere yöneldiğini, ulusal gelişmenin stratejik hedefine 'teknolojide kendine yeterlilik' ilkesini koyarak dijitalleşme, yapay zeka, çip, yeşil kalkınma alanlarında söz sahibi olmak üzere AR-GE harcamalarını her yıl yüzde 7 artırmayı planladığını söylemiştik.
Ucuz işgücü, çalışma şartları ve yoksulluk konusuna gelince;
Dünyanın en kalabalık ülkesi konumuyla Çin, bu nüfusun, barınmasından eğitimine, sağlığından sosyal haklarına kadar üstesinden gelinmesi hayli zor olan bir nüfusa sahip bulunuyor. Bu nedenle ülkenin kalkınmasının bir parçası olarak düşünülen nüfus politikaları çerçevesinde 30 yıl boyunca tek çocuk politikası uygulandı. Öyle ki, bu politika anayasal hükümler arasında yeraldı. Ancak bunun bir demografik krize yol açtığı fark edilince 2016 yılında çiftlere iki çocuk sahibi olma hakkı tanındı.
Dolayısıyla Çin'in hem en büyük problemi hem de fırsat olarak gördüğü yaklaşık 2 milyar nüfusu var. Aşırı nüfus artışına rağmen Çin, son 40-50 yılda yoksul bir ülkeden üst ve orta gelirli ülkeler arasına girmeyi başarmış gözüküyor.
Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurucusu Mao Zedung'un 27 yıllık iktidar döneminde kişi başına düşen gelir, iki katına çıktı. Deng döneminde ise 3.5 katlık artışla daha büyük sıçramalar gerçekleştirildi. 1978 yılında 155 dolar olan kişi başına gelir, 1997 yılında 779 dolara çıktı.
Reform ve dışa açılma siyasetini izleyen Deng'in özellikle tarım kesiminde sözleşmeli aile sistemine geçmesi, ürün ekiminde ve satışında köylüye inisiyatif bırakmasıyla yoksul sayısı önemli ölçüde azaldı. 1978 yılında Deng ülkeyi devraldığında kırsal kesimde 250 milyon kişi yoksuldu ve bu büyüklük nüfusun yüzde 30'una tekabül etmekteydi. Deng'in öldüğü 1997 yılında ise yoksul sayısı 49 milyona düşmüştü ve bu yüzde 5'lik bir oran demekti.
Çin'in gelişmişliğinin mekansal dağılımı sorunlu. Ülkenin özellikle serbest ticaret bölgelerinin de yeraldığı kıyı yerleşimleri, coğrafi avantajları nedeniyle gelişmiş durumda olmasına rağmen reform ve açılımlar, iç ve batı kesimlerde aynı ölçüde bir refah ve kalkınmayı gerçekleştiremedi. Çalışma koşulları, süreleri ve ücretler bakımından bölgeler arasındaki mesafe hala kapanmış değil.
Kişi başına gelirin 2017 yılında 9 bin dolara yükseldiği Çin'e ait Gini katsayısı verileri, bu eşitsizliği ortaya koymaktadır. Gelir dağılımındaki dengeyi ölçümlemeye yarayan Gini katsayısına göre, 1978 yılında 0,22 ile toplumsal eşitliğin en yüksek olduğu ülke olan Çin'in gini katsayısı 2007'de 0,42'ye geriledi. 2008 yılında 0,491 ile gelir eşitsizliği daha da yükseldi.
Günümüzde özellikle teknoloji şirketlerinde günlük 12 saati geçen çalışma süreleri, çalışma yaşamında devletin işletme içindeki işleyişe doğrudan müdahil olma durumunun ortadan kalkması, ömür boyu istihdam yerine bireysel sözleşme sistemine geçilmesi, grev hakkının bulunmaması, asgari ücretin bölgelere hatta şehirlere göre farklılık göstermesi, ülkenin iç kısımlarında olup da kıyı şehirlerine taşınmak için gereken, konut, sağlık ve eğitim imkanı sağlayan houkou sisteminde yaşanan sorunlar, devlete ait birçok şirkette ve büyük özel şirketlerde maaşlara ilave yan haklar varken, yoksul eyaletlerdeki işçilere sadece maaş verilmesi, ileri teknoloji şirketlerinde çalışanların yaş ortalamasının 24 olması ve 30 yaşını geçenlerin işe alınmaması vb. gerçeklikler, Çin'de ödenen ağır toplumsal maliyetlerdir.
Yani, bu ekonomik mucizenin kurbanı olan milyonlar da vardır.