İnsanlara sorsanız, çoğu kararlarını özgürce düşünerek kendilerinin aldıklarını söyler...
Acaba öyle mi?..
Bir karar aldığımız zaman objektif bir gözle koşulları değerlendirerek akılcı bir seçeneği mi değerlendiriyoruz, yoksa işin içine daha başka etkenler mi giriyor.
***
Şurası muhakkak...
Netice itibariyle bir insan bir iş yapmaya karar verdiği zaman, eğer emir-komuta zinciri içinde hareket etmiyorsa kararını kendisi veriyor...
Ama o kararı alırken çoğu zaman aklını özgürce kullanamıyor. Kimi zaman bir telkin, kimi zaman eş-dost çevresinin değerlendirmeleri, kimi zaman birine yaranma, kimi zaman menfaat elde etme kaygısı, kimi zaman da vereceği kararın yol açacağı sorumluluk ya da korku ağır basabiliyor.
***
Şimdilerde bilgisayarların, özellikle de 'akıllı' olarak nitelenen bilgisayarların bu tür insani kaygılardan azade oldukları için daha doğru karar verebilecekleri savunuluyor...
Ne var ki, bilgisayarlar ancak belirli programlar çerçevesinde 'düşünebiliyor'. Ve o programları da biraz önce sözünü ettiğimiz şekilde düşünen insanlar yazıyor...
O nedenle bilgisayarlar da neticede ancak insanlar gibi algoritmalar yoluyla kalıplaşmış düşünceler üretebiliyor.
***
Algoritma, 'Belirli bir problemi çözmek veya belirli bir amaca ulaşmak için çözüm yolunun adım adım tasarlanması' olarak tanımlanıyor...
IX. Yüzyılda yaşamış matematikçi Muhammed bin Musa Al-Harizmi geliştirilen bu yöntem,, bize karşımıza çıkan her olayda sıfırdan başlayarak çözüm aramak yerine başlangıçtan itibaren bir zincir halinde birbirine bağlanmış sorular ve cevaplar yolundan giderek kısa ve kolay yoldan sonuca ulaşma imkanı veriyor...
Günümüzde bizler nasıl bu tür kalıpları birbirine ekleyerek kararlar alıyorsak, yaşamımızın büyük bir bölümünü yönlendiren bilgisayarlar da aynı biçimde hareket ediyor. Soruna bu açıdan bakıldığında bilgisayarların aslında bir tür 'algoritma makinaları' olduğunu söylemek mümkün.
***
İnsan beyni de evrim süreci içinde geliştirdiği bir takım algoritmalara dayanarak iş görüyor...
Karşımıza çıkan sorunları her seferinde sıfırdan başlayarak değil, daha önceki deneyimlerimizden, hatta atalarımızın kazandığı deneyimlerden yararlanarak oluşturduğumuz formüllerden hareket ederek çözüyoruz...
Bu davranış, bize varlığımızı bir takım tehlikelerden korumak, hızlı hareket etmek, enerji tasarrufu sağlamak gibi bir çok yarar sağlıyor. Ama kimi zaman da gerçeklerden kopmamıza bir takım önyargıların ya da çağı geçmiş düşünce akımlarının esiri olmamıza yol açıyor.
***
Meseleye biraz daha geniş açıdan bakarsak, yalnız insanların değil hayvanların da algoritmik düşünce sistemlerine sahip olduklarını söyleyebiliyoruz...
Onlar da somut bir biçimde de olsa, düşünebiliyor, deneyimlerinden yararlanarak davranış kalıpları oluşturabiliyor ve bunun yararlarından faydalanarak yaşamlarını sürdürebiliyor...
Peki, bizi bilgisayarlardan ya da hayvanlardan ayıran şey nedir?
***
Bu soruyu belki en kısa şekilde 'soyut düşünce gücüne sahip olmak' diye cevaplayabiliriz...
Bu sayede atalarımızın ya da toplumsal sistemlerin düşünce ve davranış kalıplarını eleştirebiliyor, düşüncelerimize daha önce yön vermiş algoritmaları kırıp yeni algoritmalar yaratabiliyoruz...
Ama burada da bir sorun karşımıza çıkıyor: Bunu yapmayı denediğimizde karşımıza yalnızca uğraştığımız sorun değil, algoritmalara dayalı bir yaşam kurmuş olan toplumsal sistemler ve kurumlar da çıkıyor.
***
Burada bir adım daha atalım ve bir soru daha soralım:
Karşımıza çıkan yeni bir soruna alışılmış kural ve davranışların oluşturduğu algoritmaların dışında bir çözüm aradığımızda yalnızca 'dışsal' etkenlerle mi uğraşmak zorunda kalıyoruz?..
Acaba beynimizin bir yanı bu zor işi başarmaya çalışırken bizzat beynimizin başka bir bölümü bu uğraşın karşısına çıkıp, onu engellemeye çalışmıyor mu?
(Devam edecek)