Sorulduğunda ya da gerek duyulduğunda şöyle deriz: 'Aslım İslahiyeli ama Devrek'e yerleştim. Askerlik için gelmiştir aslında Devrek'e ama sevmiştir bu memleketi, insanını, hatta evlenip çoluk çocuğa bile karışmış ve yurt edinmiştir memleketimi. İşini bile kurmuştur. Damadımızdır bizim. Yabancı değildir artık. Devrek Postası sayfalarında bir yazım var: 'Yabancı kime derler?' başlıklı. Şöyle derim orda: 'Bir nedenle gelmiştir. Örneğin doktordur. Sevmiştir, yerleşip kalmıştır. Mesela Ankaralıdır. Kazancını Devrek'e yatırır. Gani gönüllüdür, iyilik severdir. Devrekli de sevmiştir onu. O artık yabancı değildir.
***
1968'de Başbakan Demirel'i makamında ziyarete gittiğimizde, 'Desenize Zonguldak var, Zonguldaklı yok' demişti. 2011 yazında Zonguldak terminalindeki otobüs firmalarının sayısı 17 idi. Göçüyordu Zonguldaklı. Kuzeyden Güneye, Doğudan Batıya... Gittikleri yerlerde mahalleleri bile vardı. Ne var ki bir maden şehri olarak göç de almıştı yıllarca. Bir istatistikten öğrendim Zonguldak'ta 25 binin üzerinde Karadenizli varmış halen.
***
50'li yıllarda sürgün yeriydi Devrek. Veyisîn Kahvesi'nde Ocakçı Cevat, Antepli Sakıp Çelik bunlardandı. Kürt Bekir (Mevlüt Kara'nın babası),Kürt Bekir (Demirci-Güllülerin Damadı), Kayserili Mehmet de damatlardandı. Laz Şakir, Laz Ali, Laz Osman, Laz Muhittin de Karadenizliydiler. Kunduracı Ömer, Hüsamettin Kaymaz da Kürt diye anılırdı ama Kürt demedik hiçbir zaman. Arnavut'tan eniştemiz var. Hatta ekaliyetten Yahudi komşularımız bile vardı. O yıllarda kimse ırkı, dili, rengi, milliyetiyle sorgulanmazdı. Güzel anılarla dolu o yıllardan bu günlere geldiğimizde şimdi soruyoruz: N'oldu, n'oluyor bize ?Bugüne gelinen süreçte dibe vurduğumuz görüldü. Bunun zararını da halkımız gördü. Köyden kente göç, kentten yurt-dışına göç ve bugün yalnız, umarsız, siyasi çekişmeli bir toplumuz artık. Hiç kimse, yaşamını dolu dolu yaşayıp huzur içinde gitmedi bu dünyadan. Yaptıklarından çok yapamadıkları vardı her zaman. Necatigil bunu 'Her şey yarım hala' diye nitelemişti.
***
Siyasetçinin dilinde öfkeye ve argoya yer yoktur. Siyasetçi sağduyulu olmak, sağlıklı düşünmek ve doğru zamanda doğru yerde doğru kararlar vermek durumundadır. Siyasetçi hem bir devlet adamıdır, hem de diplomat biridir. Bizde yetişen siyasetçi, kasabadan başkente doğru yola çıkar. Ama geldiği yeri hak edip etmediğini hiç düşünmez. Bu ve benzeri saptamaları uzatmanın bir yararı da yoktur. Bizdeki demokrasi karakuşidir. Birlik, dirlik irilik diyorlar ama yaşadığımız felaketten siyasi rant çıkarılmaya çalışılıyor bir taraftan.
Vazgeçemediğimiz siyasi partiler, demokrasiyi kesintiye uğrattı; ülkeyi kararttı ve halkı her zaman aldattı. Aslında en büyük yanlışı halk yaptı ve hala da yapmaktadır. Eskiden 'Herkes kendi acısını yaşar'dı. Bugün milletçe en büyük acıyı paylaşıyoruz. Bütün acıların anası ölüm acısıdır. Yarın olsun, yarın olsun diye beklemektir en büyük yanlış: Yarın hep geç olmuştur. Ya da aslında yarın diye bir şey de yoktur.