Dün bir, bugün iki…
Ne kadar sabırsız bir toplum olmuşuz. Yüksek enflasyondan olsa gerek tahammül sınırlarımız iyice daralmış… Takım sil baştan kurulmuş, tam 16 futbolcu transfer edilmiş, geçen sezonki kadronun büyük çoğunluğuyla yollar ayrılmış… Bırakın uyum sağlamayı, daha birbirlerinin adlarını bile doğru dürüst öğrenmemiş bir futbolcu grubu, neredeyse ayaklarının tozuyla süper ligin ilk haftasına balıklama dalmış.
Doğrusunu isterseniz, Teknik Direktör Mustafa Dalcı'ya, 'ilk maçınızda hangi takımla karşılaşmak istemezsiniz' diye sorsalar ilk 5'in içinde yer alırdı Konyaspor… Buna karşın kısa süre içinde cesur oynama duygusunu aşılamış ki, Konya maçındaki futbol, taraflı- tarafsız herkesi gelecek için umutlandırmıştı.
Futbolcular da ilk kez görücüye çıktıkları taraftarlarından o kadar etkilenmişlerdi ki maçın başında hatta ilk yarının tamamında neredeyse güçlerinin tamamını kullanmışlardı.
Doğrusu bu da bizi umutlandırmıştı. Sadece ben değil, Ankaragücü yazan tüm meslektaşlarım da heyecanlanmış ve takımın gelecek için güven verdiği konusunda aşağı yukarı birleşmişlerdi… Özellikle ilk yarıda kaleye çekilen 8 şut, girilen pozisyonlarda biraz dikkatli ve becerikli olunsaydı neredeyse maçı erkenden kotaracaklardı.
Mustafa Dalcı, Konya maçına çıkan onbirin bu performansından hoşnut kalmış olacak ki Gaziantep mücadelesinde de aynı isimlere yer verdi. Üstelik mücadele de pek öyle deplasman sayılmazdı. Kalyon stadının bakımda olması nedeniyle Gaziantep maçlarını Hatay stadında oynamak zorunda kalmıştı. Yani pek öyle seyirci baskısı filan da yoktu, Üstelik Ankaragücü taraftarları da çok uzun bir süredir ilk kez takımlarını deplasmanda destekleme fırsatı buldular.
Oyuna da tıpkı Eryaman'daymışçasına baskılı başlayınca ümitler daha da artmıştı. Marlon'un sol kanattan hızla başlattıkları ataklar maçın seyrini değiştirecek nitelikteydiler. Ancak bu durum 10 dakika bile sürmedi… Gaziantepli futbolcuların baskısı karşısında işin seyri değişti ve özellikle Maxim'in önderliğinde ev sahibi hakimiyeti bir anda ele geçirdi. Topla oynama (% 40-%60 A.Gücü lehineydi) dışında tüm istatistiklerde Gaziantep açık ara öndeydi. 9'u isabetli tam 20 şut buldular. Üstelik girdikleri net pozisyon sayısı 12-13 civarındaydı.
Gerçi galibiyet golü de usta ayak Maxim'in serbest atışıyla Ertuğrul'un kafasından geldi. Duran top deyince aklım bir anda geçen sezon 1.ligdeki Ankaragücü'nün duran top ustalığına takıldı. Ama kabuk değiştiren Başkent ekibinde özellik yok olmuş gibiydi. Gerçi bunu gerçekleştirenlerden sadece Sinan Osmanoğlu kaldı ama o da şu iki maçtır şans bulamıyor. Hocanın bu durumu iyice irdelemesi gerekiyor. Bir de aklıma takılan bir başka konu da hocanın takım içinde birbirlerine alternatif olacak isimleri de hemen belirlemiş olmasıydı. Konya maçında Beridze, Moreria, Tasos , Abdullah Durak ve Macheda'nın yerlerine Ali Sowe, Jese, Ali Kaan, Ariyibi ve Diack 5'lisi girerken, Gaziantep maçında yine aynı beşli sahaya alınırken, çıkanlardan sadece Macheda'nın yerine Zahid oldu.
Evet Konya maçından sonra Hatay'daki Gaziantep mücadelesinde beklenti biraz yüksekti ancak bu oyunda topun yuvarlak olduğu ve her türlü sonuca açık olacağı da unutulmamalıydı.
Nitekim Başkent ekibi doğrusu sergilediği futbol ile beraberliği bile hak etmedi ama bu durum dünyanın sonu anlamını taşımamalı… Hemen karamsarlığa kapılıp, felaket senaryoları da yazılmamalı.
Bu takımın yeni ve daha en az 5-6 haftaya ihtiyacı olduğu bir gerçek. O yüzden lütfen eleştirilerin yıkıcı değil yapıcı olmasına dikkat edelim. Çünkü Ankaragücü, Başkent'in Süper ligde temsil edilmeme ayıbını ortadan kaldıran bir değeridir.
Yangına körükle gitmenin bir anlamı yok. Bu değerimize sahip çıkalım… Düzgün üslupla yol gösterici olalım…
Üstelik bu kötü oyunun tam olarak bay haftasına denk gelmesi de Sarı-lacivertliler için bir şans olabilir. Puan maçı yapmadan 15 günlük bu arayı bir hazırlık dönemi olarak değerlendirmek ister adına uyum ister adaptasyon diyelim bu sürecinin daha da kısalmasını sağlayabilir.