Eskilerden kalma alışkanlık işte…

Bir şangırtı duymaya göreyim,

''Veletler yine bir cam daha kırdı'' diye fırlarım pencereye…

O top sevdası yüzünden az mı cam kırıldı…

Coşkuyla başlayan gazozuna maçlar, asabi mizaçlı komşunun, daha yenisini taktıralı bir hafta bile olmayan camını tuzla buz edip, salonun tam ortasına düşen topu elindeki bıçakla karpuz gibi ikiye ayırması yüzünden az mı yarım kalmıştı.

''Hadi bakalım şimdi de oynayın'' diyerek sinirli bir eda ile içeri girerken önümüze fırlattığı lastik toptan geride kalan parçalar birer mermi gibi nasıl da genç yüreklere saplanırdı…

Ama futbol sevdası işte…

İmece usulü toplanan paralarla, asabi komşunun hışmı yüzünden ara verilen iddialı maçlar yine başlardı…

Ta ki, yeni bir vukuata kadar…

Öyle büyüdü bir nesil…

Yoktu ki başkaca cazip bir alternatif…

Bilgisayar, atari, cep telefonu…

Düşten öte şeyler değildi..

Dardı oyun alanları…

Sınırlıydı sayıları…

Saklambaç, yakan top.

Onlar daha çok kız çocuklarının ilgili alanına girerdi…

Erkeklerin favorisi futboldu…

Neyse gelelim, bendenizi ''yine mi?'' diye yerimden zıplatan şangırtıya…

Yanılmamışım… Karşı binanın ikinci katındaki bir evin salon camı büyük bir gürültüyle kırılmıştı.

Kırılan cam parçaları binanın bahçesinden kaldırıma kadar yayılmıştı.

Ama görünürde ne ''Tüh be'' diye sağa-sola kaçışan çocuklar…

Ne camı kırılan pencereden ''Sizi gidi veletler'' diye söylenerek elindeki topu makasla kesmeye çalışan yaşlı adam.

Yalnızca, koca camın kırılırken çıkardığı gürültünün kaynağını merak edip balkonlara koşan birkaç mahalle sakini…

Belli ki, sokak sakinlerini telaşa düşüren olayın faili yağmurla gelen şiddetli rüzgar…

Aralık bırakılan camı alaşağı etmiş…

Cam paramparça…

Her kırılışın ardından kaçışan çocuklar ve o günlere dair akla gelen anılar…

Onlar da param parça…