Bizim ev Mekekler sokağında (yokuş yukarı) son evdi. Kapı önündeki beton sette 7 Mayıs 1950 yazısı vardı. Yıllar aldı götürdü o yazıyı. Toprak tuğladan iki katlı 4 odalı bir evdi. Yazın serin, kışın sıcak olurdu. Elektrik 1957'de bağlandı. Önünde kuyumuz da vardı. İçme suyunu Paşa Kadir'lerin bahçesindeki çeşmeden taşırdık. Alt kattaki odaların pencerelerinde tahta kepenkleri vardı (Ben onları kaldırdım evlenirken) çerçevelerini de değiştirmiştim.24 sene yaşadık o evde. Önce Kadir Amcam, ikinci kez Antepli Türkçe Öğretmeni Mehmet Akçabay kiracı oldu sonra da ben 8 yıl oturdum.
***
1960 yılı başında üç katlı yeni evimize geçtik. Elektriğimiz de vardı suyumuz da gelmişti. Kuyumuz kavun karpuz için buzdolabı görevi de yapardı. Bahçemiz her tür yemiş ağaçlarıyla doluydu. Şimdi belediye uyarmış, yıkılması gerekiyormuş. Bu bahçe nasıl talan edilir; hastaları, komşuları, ölüleriyle, anılarıyla nasıl yıkılır anlaşılır gibi değil. Rahmetli Deli İlyas Yemelek, babasının madenci kazmasını kaybedince; 'babam şimdi öldü' demişti. Şimdi ben de şöyle diyeceğim: Ölülerim asıl şimdi öldüler.
***
Bizim ev enteresandı. Giden gelenimiz hiç eksik olmazdı. Köy Adatepe'den gelenden tutun da öğretmen Amcam Lütfü Kadem, Halamızın oğlu Kara Satuk, Dıdık Fedimesi, akrabalardan Hebiş teyze ve oğlu Hüseyin, Beşir Ağa'nın eşi, babamın asker arkadaşının kızı Zeynep (Saim Akkartal'ın eşi), Kevkerler'den Nermin Kız ve Nermin Halamız sürekli konuklarımızdı. Rahmetli Dedem küçük evdeki misafir odasından göçtü öte dünyaya. Babam yeni evin orta kattaki odasında verdi son soluğunu. Çatı Katı, kız kardeşim rahmetli Nevin ve bana aitti. Şimdi o yıllar da yok oldu sonsuza göçtüklerinde…
***
Naciye Halamız rahmetli İbram Çavuş dedemizin ikinci eşi Çındım Hayriye'nin kızıydı ve İstanbul'dan geldiğinde biz de küçük evin girişteki ilk odasında kalırdı. 45 yıl önce kaybettik onu. Kabataş'ta ve üniversitedeki okul yıllarımda çok emeği oldu üzerimde, Anadoluhisarı'ndaki o ev de hatıralarımda.
Akşam oldu mu, Kadir Amcam evde neşe küpüydü sanki: İlimon ektim taşa, süt içtim dilim yandı türküleriyle başlardı fasıla. Ne güzel yıllardı onlar. Evlendi ayırdı evini, sonra kendi evine geçti. 42 yıl oldu onu da yitireli. Evlerde gelin kaynana çekişmeleri de hiç eksik olmazdı. Rahmetli Anacığım şöyle derdi sık sık: 'Yerine düştüyse kızım /Düşemediyse yürek sızım' Hemen her evinde Devrek'in, hele gelin yerliyse eksik olmazdı bu tip olaylar ne hikmetse…
***
Bizim evde ramazan akşamları sofralar kurulurdu. Aynı sofraları bayram günlerinde de kurardık. Hele Kurban Bayramı sabahında, kurban kesimi merasimi de bir başkaydı. Bir bayram sabahında küçük kızım Özlem dedesine ağlayarak şöyle demişti: 'Dedeciğim bu kuzuları kesmeyelim. Bak ağlıyor' diye yalvarmıştı. Sonraları bu bayramı hep 'Kuzu kesilen bayram olarak' nitelemiştik. Sonraları ne o bayramlar, ne o sofralar vardı yaşamımızda. Bayramlar da yok olacaktı yıkıldıklarında. Şimdi o evler yerle bir oldu. Bütün iyilikler, güzellikler anılarda kaldı.
***
Behçet Necatigil'in Evler şirinden bir alıntı:
'İnsanlar yüzyıllar yılı evler yaptılar.
İrili ufaklı, birbirinden farklı,
Ahşap evler, kagir evler yaptılar.
Doğup ölenleri oldu, gelip gidenleri oldu,
Evlerin içi devir devir değişti
Evlerin dışı pencere, duvar…
***
Şu dünyada oturacak o kadar yer yapıldı;
Kulübeler, evler, hanlar, apartmanlar
Bölüşüldü oda oda, bölüşüldü kapı kapı
Ama size hiçbir hisse ayrılmadı
Duvar dipleri, yangın yerleri halkı,
Külhanlarda, sarnıçlarda yatanlar!'
***
Yüzyılın değil,yüzyılların depreminde yitirdiğimiz canların anısına, yaralananların şifa bulması ,bir daha böyle anılarla yüklü evlerin, yaşayanlarının yitirilmemesi dileğiyle…