2001 krizi sürecinde ağır ekonomik şartlara dayanamayan esnaf kesiminin başlattığı eylemler, diğer toplumsal muhalefet merkezlerinin de örgütlediği tepkilerle birlikte Türkiye'nin siyasal tarihini değiştiren sürece kapı araladı. Hafızalara kazınan sembol eylem ise bir esnafın, Başbakanlık binası önüne giderek yazar kasayı dönemin Başbakanı Bülent Ecevit'in önüne atmasıydı.
Bu kriz, merkez sağın tümden tasfiyesine neden olurken Milli Görüş geleneği içinden çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidara gelmesini sağladı. Partinin en sadık destekçi grubunu, muhafazakar Anadolu sermayesi oluşturuyordu. İslamcı siyasetlerin Anadolu Kaplanları/Aslanları retoriği ile laik/batılı sermayenin temsilcisi konumundaki TÜSİAD'ın karşısında konumlandırdığı taşra sermayesi, AKP politikalarıyla uluslararası pazarlara açılmayı başardı. Gaziantep, Konya, Kayseri gibi AKP'nin kalesi niteliğindeki şehirlerde kaydedilen göreceli iyileşmelerle sözkonusu şehirler, İslamcı siyasetin başarısının takdim alanına dönüştü.
Aslında ortada üretime dayalı bir başarı yoktu. Dünyada para bolluğu yaşanıyordu ve borçlanma yoluyla Türkiye'ye de giren bir sermaye vardı. Gelen para, ne yazık ki inşaata dayalı büyüme modelinin cansuyu oldu. Sırf inşaat işi çıksın diye il müdürlüklerinin en küçük spor salonlarına, vergi binalarına kadar uzanan her yer, ihtiyaç olup olmadığına bakılmaksızın yıkılıp yeniden yapıldı. TOKİ, dağı, taşı, sahilleri, ormanları betona gömdü.
Dolayısıyla büyüme katma değer üretemedi, sadece yanılsama yarattı. İktisatçıların, Orta gelir tuzağı olarak ifade ettikleri, kişi başına düşen milli gelirin 10 bin doların üzerine çıkamamasıydı bu.
Modelin duvara çarpması kaçınılmazdı. Üzerine hukuk, demokrasi, özgürlükler gibi çok temel sorunlar eklenip de daha otoriter bir çizgiye kayıldıkça her yatırımcı için Türkiye, riskli bir ülke haline geldi. Siyasi ve ekonomik krizin birbirini tetiklediği bir süreçte, büyük hayallerin peşinden koşan değil en temel insani haklar arasında kabul edilen elektrik doğalgaz faturalarını bile ödeyemeyenlerin feryatlarının ortalığı kapladığı sefil bir ülke ortaya çıktı.
Bu sefaletin ortasında elbette ki kamu kaynaklarıyla hesaplanması zor zenginliklere erişen bir avuç zümre var ama sayıları sınırlı. Öğrencisinden çiftçisine, esnafından sanayicisine kadar büyük bir çoğunluk, elektrik ve doğalgaz giderleri nedeniyle çok zor bir durumu yaşıyor. AKP'nin kendi taşra sermayesini de dahil ettiği orta sınıf çöküyor.
Özellikle esnaf kesiminin eylemleri bu süreçte dikkat çekiyor tabi. 2001 yılında Başbakanlık binasının önüne kadar gidebilen esnaf, bugün bırakın o caddede eylem yapmayı 4-5 sokak ötesinden bile geçemiyor. Çünkü, Kızılay'da kullanılmayan Başbakanlık binasının bile bulunduğu caddeye açılan sokaklar bariyerlerle kapalı, külliyenin yanına yaklaşılması ise zaten imkansız. Haliyle, 2000'li yıllarda Ostim'de, Sitelerde sokaklara dökülen esnaf, tepkisini pasif eylem biçimleriyle gösteriyor. Sosyal medyaya, televizyonlara düşen görüntülerden de anlaşıldığı üzere esnaf, sadece işyerine gelen faturanın miktarını halkın görebileceği şekilde cama asarak düştüğü acziyeti ifade ediyor. Huzursuz ama AKP'nin temsil ettiği kimlikle arasında kurduğu bağ nedeniyle sıkıntısını dile getiren ancak bunu yaparken 'reis'ini de üzmek istemeyen bir halet-i ruhiye içinde davranıyor. Şimdilik, boş baklava üreterek, bardakta sıvı yağ, yarım simit satarak, LC Waikiki örneğinde olduğu gibi ikinci el kıyafet satışına başlayarak ayakta kalmaya çalışıyor.
AKP'nin tabanını oluşturan küçük esnaf, elektrik ve doğalgaz zamlarıyla can çekişiyor ama kriz daha derinlerde… Zira, ulusal zincir marketlerle rekabet edemeyen bakkallar, yerel marketler birer birer piyasadan çekiliyor. Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyon'unun açıklamalarına göre ulusal zincir marketlerin sayısı 30 bine ulaştı ve 7 yıl içinde bu sayının 44 bine çıkması bekleniyor. Bakkalların sayısının son 7 yılda 240 binden 162 bine gerilemesi ise daha da vahim…
Bir yanda yerel esnafın zincir marketler karşısında tutunamaması, diğer tarafta esnaftan alışveriş yapacak kesimlerin ekonomik durumlarının iyi olmaması nedeniyle satın alma gücünün düşmesi dolayısıyla alışveriş yapamamaktan kaynaklı talep daralması… İşçilikten sonra ikinci büyük maliyet girdisi olan enerji giderleriyle zorlanan, toplam işletmeler içerisinde yüzde 89-90'lık bir oranı oluşturan KOBİ'ler… Aslında bahsettiğimiz şey, Konya, Kayseri, Denizli, Kahramanmaraş, Gaziantep vs…
Yani çöken, Anadolu Kaplanları, Anadolu Aslanları…