Adil bir vergi düzeni, vergi adaleti veya vergilemede adalet üzerine yapılan çalışmalar, üzerinde en çok tartışılan kavramlardır. Vergi adaletinin temel amacı, vergi yükünün bireyler arasında eşit bir şekilde dağıtılmasını sağlamaktır. Vergide adaletin sağlanması ise gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerin temel hedefidir.
Türkiye’de öyle çok sorunla karşı karşıyayız ki kimi ekonomik güçlükleri, hayat pahalılığını, işsizliği, yüksek enflasyonu, döviz kurunu, kimileri de iç ve dış terör tehdidini, yargı bağımsızlığının ve hukukun üstünlüğü ilkesinin ortadan kalktığını filan söyleyebilir. Hatta kimisi de “Bilimsel özgürlük ve üniversite özerkliğinden, ilkokul düzeyindeki eğitimin bile yetersizliğinden, kalitesizliğinden” yakınabilir. Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye içinde sağlam bir mali sistemi oluşturmak, bunun sonucu genel ekonomi ve makro düzeyde toplum refahının artışına katkıya dönüştürmek büyük önem taşıyor.
Vergi adaleti, herkesin ödeme gücüne göre adil vergi payını ödediği, vergilendirme sisteminde adalet ve eşitlik kavramını ifade etse de günümüzde vergi yükünün, gelir düzeylerine veya servetlerine bakılmaksızın bireyler ve işletmeler arasında adil bir şekilde dağıtılmağı gerçeğini gözler önüne sermektedir.
Vergi adaleti, vergi politikalarının ve düzenlemelerinin şeffaf ve hesap verebilir olmasının yanı sıra adil ve herkesin erişebileceği açık kurallar ve belirli prosedürlerle yapılmalıdır. Ayrıca, vergi sisteminin sosyal hizmetler, altyapı ve diğer kamu malları için kaynak sağlayarak eşitsizliği azaltacak ve yoksulluğu ele alacak şekilde tasarlanmasını da gerektirmektedir.
Vergi adaleti ayrıca, vergi cennetlerine baskı yapmak ve uyumsuzluk için daha katı cezalar uygulamak gibi vergi kaçakçılığını ve vergiden kaçınmayı önleyici tedbirleri de içermeli; böylelikle herkesin vergiler yoluyla topluma katkıda bulunduğu ve kamu kaynaklarının tüm vatandaşların yararına kullanıldığı bir sistemin oluşturulması hedeflenmelidir.
Türkiye’de her ne kadar Anayasanın adalet ölçüsü mali güç olsa da vergi yapısı incelendiğinde vergilemede adaleti sağlamada mali güç yaklaşımının dikkate alınmadığı görülmektedir. Bu bağlamda Türk vergi yapısının vergi adaletini sağlayamadığı da görülmektedir.
Türkiye’de mali güç yaklaşımı vergilemede adaletin ve eşitliğin en temel göstergesidir. Nitekim Anayasanın 73. maddesi de mali güç yaklaşımını benimsemiştir. Türkiye’de mali güç anlayışı doğrultusunda vergilemede adaletin ne derece sağlandığını tespit etmek önemli. Bu bağlamda vergi gelirlerine ilişkin veriler göz önünde bulundurularak Türkiye’nin dolaylı-dolaysız vergileme tercihi, gelir, servet ve tüketim vergilerinin gelişimi, çıkartılan vergi afları, uzlaşma sonuçları ve kayıt dışı ekonominin boyutu da önemli bir yer işgal ediyor.
Kamu finansmanının en sağlıklı ve sürdürülebilir gelir kaynağı vergi gelirleridir. Türkiye’de toplanan vergilerin yaklaşık %70’inin dolaylı vergiler, yalnızca %30’unun ise doğrudan vergilerden oluştuğu bir gerçektir. Hâlbuki AB ülkelerinde bu durum tam tersinedir. Vergide adaleti sağlamak ve gerçek kazanç, kâr ve servetlerden vergi almak yerine, dolaylı vergilerden ibaret bir vergi rejimi sürdürülebilir değildir.
Vergi paketinde KDV, ÖTV, gelir ve kurumlar vergisi, yurtdışına çıkış harcı ile birçok alanda yapılacak düzenlemelerle vatandaşın cebine göz diken vergi artışları ve yeni cezalarla vergi adaleti sağlanır mı sizce? Bu nedenle, Türkiye’de vergi sisteminin gelir dağılımı adaletsizliğini de giderecek şekilde vergi adaletini sağlayacak hale getirilmesi öyle küçük rötuşlarla olacak bir şey değil. Sistemi topyekun yeniden kurgulamak gerek. Umutsuz muyum? Hayır. Umudun bittiği yerde hayat biter. Ama beklentim çok düşük…