İslam dünyasının yeni bir orta çağa girdiğine dair çok alamet belirdi. Özellikle Gazali’den sonra İslam dünyasına hakim olan taassubun, İbn-i Teymiyye’nin Selefiliği ve Siyasal İslamcılığın bir ideoloji olarak orta çıkışıyla birlikte artık Ortadoğu coğrafyası üzerine kabus gibi çöktüğünü söylemek mümkün. Bir önceki yüzyılda yaşanan modernleşme süreçleri, pek çok nedenle sona ermiş gözüküyor ve İslam ülkelerindeki karanlık kesifleşiyor.

Suriye’de geçen hafta, küresel güçler ve bölgesel işbirlikçilerinin iktidarı teslim ettiği HTŞ, kadınların makyaj yapmasını yasakladı. Ardından da Afganistan’dan iç karartıcı haberler geldi. Kız çocuklarının ilkokul sonrası eğitimlerinin tamamen yasaklandığı ülkede “İslami hukuk ve Afgan kültürüne uygun” koşulların yaratılması sonrası okula gidebilecekleri belirtilmişti.

Şimdi de yeni ceza usulleri açıklandı. Düzenlemeler, dini kimlik, mezhep, cinsiyet ve toplumsal statüye göre farklı cezalar uygulanmasını öngörüyor. Örneğin, kölelik resmen kabul ediliyor; dolayısıyla köleyi cezalandırma yetkisi efendisine bırakılıyor. Çünkü köleler belirlenen 4 sınıfa da dahil değil. Kabul edilen dört sınıf, din alimleri, seçkinler, orta sınıf ve alt sınıftan oluşuyor ve cezalar da bu sınıflara göre farklılık arz ediyor.

Bir suç din alimi veya seçkinler tarafından işlendiğinde farklı, alt sınıftan biri tarafından işlendiğinde farklı ceza verilecek. Örneğin, din alimi işlediği suçla ilgili sadece uyarı alacak. Elitler için mahkemeye çağrı ve uyarı öngörülürken, orta sınıf için, hapis cezası sözkonusu. Ancak alt sınıf için, hapis cezasının yanında bedensel cezalar da uygulanabilecek. Anlaşıldığı üzere şeriat bile sınıfsal özellik arz ediyor. Zengine ayrı, fakire ayrı şeriat…
Vatandaşlardan biri günah işlendiğine şahit oluyorsa şahsen kendisi cezalandırma yoluna gidebilecek. Hanefi mezhebini terk eden hapse girecek, dans etmek yasak. Dans edenleri izlemek de yasak. Kemikler kırılmamış, deri yırtılmamış ise şiddet serbest.
Taliban, kız çocuklarına eğitim yasağını da kalıcı hale getirdi. Kadınların çalışması, erkek refakatçi olmadan seyahat etmesi, sokağa çıkması da yasak… En önemli düzenlemelerden birisi ise köleliğin resmen kabul edilmesi… Köleler, kabul edilmiş 4 sınıfa da dahil değil, yani statüsüz. Herhangi bir mal değerinde… İstenildiği gibi alınıp satılacak, nefes alıp vermesi bile efendisinin insafına bırakıldı.

Kısacası Afganistan, yeni bir Ortaçağ’a girmiş bulunuyor. Irk, dil, din, mezhep, cinsiyet, felsefi görüş fark etmeksizin herkesin temel insan haklarına sahip olduğunu ilan eden İnsan Hakları Beyannamesi’nin çöpe atılması anlamına gelen bu düzenlemeler, başta kadınlar için cehennem yaratılması anlamına geliyor. Ancak sadece kadınlar değil, herkes açısından korkunç bir geriye gidiş söz konusu.

Ve bana göre işin en dikkat çekici ve düşündürücü taraflarından biri, Türkiye’deki cemaatlerin bu karanlık zihniyetin sahipleriyle kurdukları ilişkilerdir. Zaman zaman kamuoyuna yansıyan haberlerden de anlaşıldığı üzere tarikat ve cemaatler, Taliban rejimi ile ortak projeler üzerinde çalışıyorlar; karşılıklı ilişkiyi derinleştiriyorlar.
Bu durum karşısında ürkmemek mümkün değil elbette. Bir ülkenin nasıl karanlığa sürüklendiğini, kadınların insan yerine konulmadığını görünce, Cumhuriyet’e, Atatürk’e bir kez daha minnettarlık duyuyoruz. Eksikleri, yanlışları, hataları da olsa Cumhuriyet’in kazanımlarını korumanın ve onu daha da yetkinleştirmenin önemini kavrıyoruz.

Türkiye’nin Tanzimat’a kadar geriye giden modernleşme süreçlerin topluma nüfuz ettiği, tarihsel gelişmesinin geriye çevrilemeyeceğine dair aşırı iyimser değerlendirmelere fazla güvenmemek gerektiği aşikâr. Toplumlar, ileriye gidebildiği gibi gerileyebilirler de…
Buna inanmayan 1960’lı 1970’li yılların Afganistan, İran, Türkiye vs fotoğraflarına bakabilir. Geçmiş ve bugünün fotoğraflarına baktığında, sosyal hayatın renkliliğini nasıl kaybettiğini, kadınların toplum içindeki görünürlülüklerini nasıl kaybettiklerini fark etmemek imkansızdır.