'Anılarda Kalanlar'dan
H. Pekin-Kitaplarımın editörü Kademoğlu dostuma- esprili bir insandır- gerek geniş kültürü, çok yönlü kişiliği, yazar-şair-gazeteci ve yayıncı kimliğiyle, birikimleriyle siyaset-ticaret-kültürel çalışmalarından çıkarımlarımı konu edinerek kendisinin yaşadığı –tanıklık ettiği– anekdotları soracağım. Amacım sizleri, onun mizah yönüne de tanık etmektir.
1-H.P: Siyasetle uğraştınız. Birçok anınız vardır. Ama başta, hemen çağrışıverenlerin hangisinden başlayalım?
M.K: İki tane var. İlki, Belediyecilikten. Belediye Başkan vekiliyim. Başkanın babası Arzuhalci… Vatandaşın birine dilekçe yazmış, bana göndermiş. O gelmeden bana telefon etti: 'Dilekçeyi al, kaydet ama işini Samim'e bırak.' Kızdım ama şu uyarıyı da yaptım: 'Ahmet Amca, Belediye Başkanı yokken, ne zamandan beri belediyeyi babası yönetiyor?
İkincisi yine belediyecilikten... Samim Bey, kendisinden sonra seçilen başkanla yan yana fotoğraflarının Meclis salonuna asılmasına bozulmuş. Köpürüyor: 'Nasıl olur Mustafa Bey?' diye sorunca, hıncımı alıverdim: 'Gerçekten senin için bir talihsizlik bu. Ama asıl talihsizlik, ikinizin de bu beldede belediye başkanlığı yapmış olmanızdır…'.
2-H.P: Ticari yaşamdan da iki anekdot aktarsan, hangileri çağrıştı şu anda?
Birisi şu: Otomobil Acenteliği almak için başvurdum. Yetkili, 'hangi bankalarla çalışıyorsunuz?' diye sordu. Çalışmıyoruz, dedim. 'Olmaz' dedi adam. 'En az iki bankayla çalışmalısın. Tüccarlık bunu gerektirir.'
İkincisi, bir Yahudi firmasında yaşandı. Müdür sordu: 'İşler nasıl?' İşler öldü, diye yanıt verince şöyle dedi: 'İşler ölmez, hastalanır. Reçeteyi uygularsınız olur biter' hak vermiştim.
3- H.P: Sanıyorum 'Yedek Subay Öğretmenlik'ten de anıların vardır. İki tane de o dönemden aktarır mısın?
M.K: Ben sabahçıydım. Müdür, yanında biriyle geldi: 'Müfettiş Mehmet Bey!' diye tanıttı. Yerimi gösterdim, oturmadı: 'Dersine devam et oğlum' dedi. Bir yandan duvarları inceledi, bir yandan da ders verişimi izledi. Ayrılırken, 'Sen asıl öğretmen olmalıydın. Ailende öğretmen var mı?'diye sordu. Amcam, dedim. Ayrıca öğrenimim boyunca beni 75 öğretmen okuttu diye de ekledim. Müdüre dönerek 'belli oluyor' diyerek kutlamıştı.
İkincisi de, köylülerin İlçe Milli Eğitime gidip, 'Askerlik dönüşü bu öğretmeni gene bize verin' diye rica etmeleri. Müdür: 'Sen bu adamlara ne yaptın?' diye sordu. Cevabım zaten hazırdı: Onları adam yerine koydum...
4-H.P: Sizi Devrek Baston ve Kültür Festivali'nde tanıdım. 5 sene orada, 6 yıl da Bartın Kitap Fuarında görev yaptın. Kuşkusuz en çok bu alanda anı ve anekdotların da vardır. Onlardan da aktarır mısın?
M.K: Bartın Kitap Fuarı'nda beni en çok, Reşat Özkan etkiledi: 'Cumhuriyet'in aydınlık yüzü Bartın'dı.' konuşmasının özü. Ne yazık ki O Bartın, 2002 seçimlerinde iki milletvekilini AKP'den seçmişti. Bu bir.
Devrek Baston ve Kültür Festivali'nde (1990), Sevgili Yekta Güngör Özden şöyle diyordu: 'Vatana, Devlete ve Ulusa en iyi hizmet her zaman, her yerde ve her koşulda doğruları olduğu gibi ve çekinmeden söyleyebilmektir.' Şimdi daha iyi anlıyoruz ve görüyoruz ki; bugün en çok buna ihtiyacımız var.
5-H.P: Behçet Necatigil, Öğretmenim dediniz. Onunla ilgili de anıların çoktur sanırım?
M. K: Örneğin: 'Bir şeyin yokluğu, çokluğundan olur.' derdi. Örneğin: 'Her şair, kendi şiirinin kaldırım taşlarını döşer.' derdi.
Örneğin: 'Mektup seni adresine postaladım/ Eline geçmezse, açar bakar biri/ Belki kendinedir.' gibi. Sevgilerde-Evler-Heraklit'in Suları- Kapalı Çarşı-Dar Çağ, Ali Cengiz, Resim şiirleri de ezberimdedir.
6-H.P: Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Muzaffer İzgü, mizahımızın üç ustası. Onlarla ilgili anekdotların da vardır elbet.
M.K: Aziz Nesin Usta'ya, 'Rıfat Ilgaz'la aynı masada konuşmacı olur musunuz?' diye sordum çağırırken: 'Ben yalnız kendim konuşurum' dedi. Burkulmuştum. Böyle bir soruyu Rıfat Ilgaz'a da sordum: 'Hocam! Aziz Bey'le ile aynı masada konuşmacı olur musunuz?' Verdiği yanıt şuydu: 'Mutlu olurum, onur duyarım.'
Bartın'da İzgü ve eşi Günsel Hanım, çifte kumrular gibiydi. Bu mutluluğun sırrını da ona sordum. Şöyleydi yanıtı: 'Biz Günsel'le daha çok gözlerimiz ve ellerimizle konuşuruz.'
Size İsmet Kemal Karadayı'dan da söz etmek isterim: 1990'da başlayan dostluğumuzu, her hafta Cumartesi telefonlarıyla pekiştirmiştik. Telefonunu açar açmaz şunu sorardım hemen: 'Ne var ne yok?' . İlginçti yanıtı, her seferinde: 'Her şey var, hiçbir şey yok!' derdi: 'Atı, yatı, katı olanlardan değilim, silahım kalemimdir, düzeni ve düzenbazları taşlıyorum. Avukatlardan hoşlanmıyorum.
7- H.P: İbrahim Yıldız'la sonlayalım mı söyleşiyi?
M.K: Ben onun sevgülüsüydüm. Eşim telefona çıkınca beni böyle isterdi telefona. Zonguldak'ta Bir Ev şiiri, onun aşkı idi. O sevgilin Yengem miydi diye sordum bir gün: 'Sen, sevip de alamamanın ne olduğunu bilemezsin!' dedi ve ekledi:'Çünkü sen, sevmiş ve almışsın. Tevazu sahibiydi. Gerçek şairlerdendi. Şöyle diyordu her fırsatta: 'Bir Nazım yetişmiş bu ülkede utanırım kendime şairim demeye.' Çok erken bir yaşta gitmişti. Işıklarda uyuyordur: Eflani Çengellerde bir gömüt/ İçinde nice şiir, nice umut/ Bir Yıldız İbrahim oturur.'