Türkiye'nin 2027-2029 dönemini kapsayan yeni Orta Vadeli Programı, ekonominin önümüzdeki üç yılına ilişkin hedefleri ortaya koyuyor. Ancak rakamlara yakından bakıldığında, iyimser bir gelecek tablosundan çok, ertelenen hedefler ve vatandaşın sırtına yüklenen yeni maliyetler dikkat çekiyor.
En çarpıcı tablo enflasyonda görülüyor. Önceki OVP'de 2026 yıl sonu için yüzde 16 olarak belirlenen enflasyon hedefi, yeni programda yüzde 28,4'e çıkarıldı. Yani hedef bir yılda 12,4 puan yukarı revize edildi.
Tek haneli enflasyon ise artık 2029'a bırakıldı. Hedefler tutmayınca ekonomi düzeliyor mu? Hayır, sadece hedeflerin takvimi değişiyor.
Vatandaş için hayat ertelenmiyor. Market fiyatları, kiralar, faturalar ve vergiler bugün ödeniyor. Ancak enflasyon hedefi tutmayınca vatandaştan biraz daha sabır isteniyor. Vatandaşın enflasyonu düşmüyor, sadece OVP'nin enflasyon hedefi ileri bir tarihe erteleniyor.
Üstelik büyüme cephesinde de hedefler aşağı çekiliyor. 2026 büyüme tahmini yüzde 3,8'den yüzde 3,5'e, 2027 hedefi yüzde 4,5'ten yüzde 4,2'ye indirildi. Sanayi büyüme tahmini yüzde 4'ten yüzde 2,3'e düşürüldü. Turizm geliri beklentisi aşağı çekilirken, dış ticaret açığı tahmini ise 96 milyar dolardan 105 milyar dolara yükseltildi.
Yani büyüme beklentileri düşüyor, sanayi yavaşlıyor, dış açık büyüyor. Buna rağmen vatandaşın önüne vergi gelirlerini artırmak hedefi konuluyor. OVP'ye göre yalnızca 2027-2029 döneminde toplam 71,5 trilyon lira vergi toplanması hedefleniyor.
Türkiye'de dar gelirli vatandaş markette, akaryakıtta, elektrik ve doğalgaz faturasında zaten yüksek dolaylı vergi ödüyor.
Daha da dikkat çekici olan, 2026-2029 döneminde toplam 596,8 milyar lira özelleştirme geliri hedeflenmesi. Özellikle 2027 için özelleştirme hedefinin 183 milyar liraya çıkarılması, yeni ve büyük çaplı kamu varlığı satışlarının gündeme gelebileceği sorusunu beraberinde getiriyor.
Bütçenin faiz yükü de hızla büyüyor. 2029'da faiz giderlerinin 5,2 trilyon lirayı aşması bekleniyor.
Yeni OVP ile ilgili “Ekonomik sorunları gerçekten çözen bir program mı, yoksa hedefleri erteleyip maliyetini vatandaşa ve kamu varlıklarına yükleyen yeni bir takvim mi?” soru kafalarda oluşmamalı…