Neşe Karel'e, saygıyla…
'Çocuklar Kendilerine Başka Babalar Aramasın'
Her gün yaşanan genelde daha çok kadına şiddet, öldürme olayları toplumda sanki kanıksanmış bir durum gibi algılanıyor. Oysa dünya genelinde kadınlarla ilgili bu tür haberlere pek rastlamıyoruz. Bu nedenle İstanbul Sözleşmesi'nin kaldırılmasının şimdilerde gündeme gelmiş olması ülkemiz kadınları için kaygı vericidir. Daha doğrusu kadına şiddete pirim vermektir.
***
5. Bartın Kitap Fuarı'nda öykücü dost Neşe Karel, 'Mapushane Önünde Üç Çınar Ağaç' adlı öyküsünü okumuştu öykü saati izlencesinde. Kalemine o şiirsel dilini ve içtenli sesini de katarak, öykünün sonunu şöyle bağlamıştı: 'Umarım çocuklar, kendilerine başka babalar aramazlar.'…
Hepimizin yüreğini burkmuştu bu söz. O günden beri, televizyon kanallarında ne zaman çocuklarla ilgili haber ve görüntülere rastlasam usuma yeniden kazınıyor o balyoz gibi inen söz: 'Umarım çocuklar kendilerine başka babalar aramazlar.'…
***
Geçenlerde Ankara'daydı Neşe Karel. Kendisini aradım. Bartın'dan beri ilk kez konuşuyorduk. Kendisine şunu sordum: O günden bu yana öykünün neresindeyiz? 'Ben yaşanmışı yazıyorum. Şimdi o öykünün kahramanı dördüncü eş peşinde ve üçüncüden de bir çocuk var ortada. Ailelerin parçalanmışlığı kimi yaralamıyor ki?' yanıtını verdi ve bir anekdot aktardı ardından:
'Bartınlı bir Hanım, Antalya'daki bir kadın toplantısında bana şu soruyu sordu: 'İntihar eden kadın öyküsü yazdınız mı hiç? Hayır, yazmadım. Haber olarak okuyor, dinliyorum. Ama yazacağım bir gün dedim. Kadının aktardığı olay şuydu: Bir genç kız, köyden şehre gelin gider. Anası özlemiş kızını. Köyden kalkıp kızının evine gider. Öpüp kucaklar: Dudaklarından, yanaklarından öper. Bir süre söyleşirler ve sonra kız odasına gider. Ve bir süre sonra odadan bir el silah sesi yankılanır. Kız intihar etmiştir. Genceciktir ölüm…'
***
Neşe Karel'in bir öyküsünden daha şiirsel tümcelerle anlatayım bir başka öyküyü:
'Baba mapustadır. Anneleriyle çocukları, hep ziyaretine giderler. Cezası bitince istemez olur hepsini de. Anlaşılan sevda çiçeklerini sordurmuşlar, sevgi yüzlü yastıkları yıpratmışlardı.
İskambil falları açsa da karısı, eve dönmemiştir baba. Anlaşılan mutluydu küçük kadının yanında. Senelerdir babayı göremeyen küçük kızı da bir baba arıyordu kendine: Oyun için sırtına zıplayacağı, kapılarını çalacak, ellerine bacaklarına sarılacak birini. İlk aday babasının arkadaşı idi. Olmadı. Sonraki ise ak saçlı gazete satıcısı adamdı. Baba sevgisini arayan küçük kız için bu son fırsattı.'
***
Yazımı şöyle sonlamak isterim:
Babalar, eşlerini hırpalamasınlar, onların onurlarıyla ve kadınlık gururlarıyla oynamasınlar. Gelinler intihar etmesinler. Çocuklar başka anaların eline kalmasınlar. TV kanallarından yansıyan görüntülerle yürekler kanamasın artık. Eşler birbirinden boşansa bile çocuklardan asla boşanmasınlar, derim.
***
Çocuklar, yuvalarında ana ve babalarıyla mutlu olsunlar…
Yaşamları boyunca başka babaları aratacak olaylar yaşamasınlar…
Anneler, kocalarınızla arkadaş gibi olun: Aranıza uzaklık koymayın. Tabulara sarılmayın. Dahası, eşlerinizle sevgili gibi yaşayın, yani yuvayı siz yapın ama yuvayı yıkan asla siz olmayın… Ta ki, canınıza tak edene kadar.
Babalar, sizler de yuvanızdaki mutluluğu, huzuru, dirliği bozup çocuklarınızın geleceğini karartacak olaylara neden olmayın.
Gün geçmiyor ki kadın cinayetleri haberleri TV ekranlarından eksik olmuyor, nice yuvalar dağılıyor. En az mutlulukla bile yetinmesini bilen kadınlara kıymayın… Yuvalar parçalanmasın…
***
Kısacası çocuklar, kendilerine başka babalar aramak zorunda kalmasınlar.