Önceki yazımızda Trump'ın temsil ettiği akımın birbirine zıt fikirleri bir arada barındıran demagojik bir karışım oluşturduğunu...
'İnsanların sistematik düşünme yeteneğinin bir numaralı düşmanı olan 'post modern eğilimlerin' tüm kültür sistemine egemen olduğu ve ekonomik sıkıntılardan ötürü öfkeye kapılan kitlelerin aldatıcı sloganlarla kolayca baştan çıkarıldığı bir kriz ortamında' bu tür 'popülist' akımların kolayca 'müşteri' bulduğunu...
Ve Trump'ın da bu sayede başkanlık koltuğuna oturduğunu söylemiştik.
***
Aslında bu eğilim ABD ile sınırlı değildir...
Geçmişte Almanya'daki demokratik rejimi ortadan kaldıran ve dünyayı İkinci Dünya Savaşı gibi büyük bir felakete sürükleyen Hitler de bu tür liderlerden biriydi...
Hitler, Nazi-Faşist ideolojinin en önemli temsilcilerinden biriydi, ama kurduğu partinin adı 'Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'ydi...
Faşizm ve sosyalizm gibi iki uzlaşmaz kavramı bir araya getiren bu 'ideoloji', Hitler'in hem dünyaya egemen olmak isteyen Alman siyasi ve ekonomik çevrelerinin hem de güçlü Alman işçi sınıfının desteğini kazanmasını sağlamıştı...
Ayrıca Hitler, iktidara geldikten sonra savaş sanayiini canlandırarak Alman ekonomisini güçlendirmiş...
İşsizliği azaltarak alt ve orta sınıfların ekonomik durumunu kısmen de olsa düzeltebilmiş...
Ve saldırgan politikasını Sovyetler Birliği'nin üzerine yönlendirmek için tavizler veren İngiltere, Fransa gibi devletlerin kendi gücüne boyun eğdiğini ileri sürerek halkın milliyetçi duygularını yeni bir savaş için körükleyebilmişti.
***
Günümüzde de İtalya gibi önde gelen bir Avrupa ülkesinde 'internet fenomeni' olan bir komedyen, 'beş benzemez' toplumsal unsuru 'Beş Yıldız Hareketi' adı altında bir araya getirerek seçimlerde en çok oy alan partinin lideri olabilmiş...
Ukrayna'da bir aktör, sırf oynadığı televizyon dizisinde canlandırdığı başkan rolünde başarı kazandığı için politikaya girerek katıldığı ilk seçimde başkalık koltuğuna oturabilmiştir...
Trump da bu taktiği uygulayarak başkanlık seçimini kazanmış, ancak korona salgınının da etkisiyle ağırlaşan ekonomik kriz ortamında karşıt kutupların beklentilerini uzlaştıramadığı için ikinci dönemde 'kıl payı' da olsa seçimi kaybetmiştir.
***
Burada, toplumsal olarak çıkarları çatışan zıt toplumsal güçlerin belirli şartlar altında geçici de olsa ortak cephelerde buluşabildiğini hatırlatmamız gerekmektedir...
Trump'ın 'eklektik' söylemi de bir dönem başarılı olmuştur... Ancak Trump, ABD'nin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi bunalım nedeniyle çıkarları çelişen toplumsal kesimlerde uyandırdığı beklentileri karşılayamamıştır... Örnek vermek gerekirse, ne ülkeden kaçan yerli sermayeyi geri getirebilmiş, ne Çin ile giriştiği ticaret savaşında başarı sağlayabilmiş, ne de işgal harekatlarına son vererek Amerikan askerlerini ülkeye döndürebilmiştir...
Korona salgını sırasında ülkede 400 binin üzerinde insanın yaşamını kaybetmesi ise bu başarısızlıkların üzerine 'tuz biber' ekmiştir!
***
Buna karşılık Trump, Amerikan askerlerini işgal bölgelerinden çekme ve NATO'dan çekilme konusunu sık sık gündeme getirdi ve bir takım girişimlerde bulunmuş...
Bu da, günümüzde küresel elitin çekirdeğini oluşturan askeri-sınai kompleksi rahatsız etmiştir...
Trump'ın söyleminden rahatsız olanlar arasında ABD'nin bölgeye müdahale sürecinde bölünen ve bölünecek ülkelerde yaşayan etnik ve dinsel bazı muhalefet hareketleri de yer almıştır.
***
Aralarında Kürtler ve Ermeniler adına hareket ettiklerini söyleyenlerin de bulunduğu bu tür hareketlerin temsilcilerinin, ABD başkanlık seçimlerini Biden'ın kazanmasını memnuniyetle karşılamalarının nedeni budur...
Bu durum günümüzde tesadüfen oluşmuş konjonktürel bir durum değildir...
Bu hareketler, siyaset sahnesine çıktıkları andan itibaren bağımsız ya da federal bir yönetim kurma emellerini gerçekleştirmek amacıyla sırtlarını bölgede etkin olan yabancı güçlere dayamış ve emperyalist ülkeleri her fısatta müdahaleci ve saldırgan politikalara yöneltmeye çalışmışlardır.
(Devam edecek)