Yaşanmış ilginç olaylarla ilgili derlemeyi okurken, bir korku saplandı yüreğime.

''Aman ha'' diye geçirdim içimden.

Üzülmenin de sevinmenin de bir sınırı olmalı.

Her şeyin fazlası zarar…

İnsan bu…

Belli mi olur sınırı ne zaman aşacağı…

Pat diye gitmek de var…

Aşırıya kaçmamak lazım…

Gülerken de…

Ağlarken de…

Sözü daha fazla uzatmadan, beni endişeye iten ve 1975 yılında meydana geldiği belirtilen o olayı aktarayım:

''İngiliz çift televizyonda en sevdikleri programı izlerken
erkek yarım saat süren bir gülme krizi sonucu kalp krizi geçirerek ölüyor.
Eşi, cenazeden sonra programın yapımcılarına bir mektup yazarak,
kocasını hayatının son dakikalarında bu kadar mutlu ettikleri için
teşekkür ediyor.''

Yazıyı okuduktan sonra ''bugüne kadar kim bilir kaç kez ölümle burun buruna geldim?'' diye düşündüm…

Öyle ya...

Televizyon karşısında katıla katıla güldüğüm o kadar çok haber oldu ki!

Şansım varmış ki, İngiliz'in başına gelen, bizim de başımıza gelmemiş.

Artık tedbiri elden bırakmıyorum.

Yine geçiyorum televizyonun karşısına…

Ama bir farkla…

Ne zaman ülke ekonomisiyle ilgili haberlere geliyor sıra.

Jet hızıyla basıyorum düğmeye…

Bir o kanala, bir bu kanala…

Çeşit çok:

Akdeniz sahillerinde tomurcuklanan aşklar…

Feleğin çarkında şans arayanlar…

Kültür hazinenizi ''kışın yağar, beyazdır'' gibi sorularla zenginleştiren yarışma programları…

Zor oluyor belki ama…

Hiç olmazsa öldürmüyor…