20 Mart 'Dünya Yaşlılar Günü'ydü. Bilinen sözlerin, vaatlerin yinelendiği bir gündü.TV kanallarında görüntülü haberler yer aldı. Gazetelerde rastlamadım bu günle ilgili haberlere. Bugün kıytırık köşelerde yer verilmiştir belki...
O programları izlerken 1975 yılında yapılan bir sempozyumdaki görüntüyü de anımsadım: Gençlik konulu o sempozyuma çok az genç katılırken yaşlılar salonu dol- durmuşlardı. Gençlik sözünün geçtiği her konuşmada salon onların alkışlarıyla inliyordu.
Neyi gösterir bu? Gençliğin değerinin kavranışını...
*
Sonra şu söz geçti usumdan: 'Gençler bilebilse,ihtiyarlar yapabilse' Burada da bilgi-birikim-deneyim varsılı yaşlıların fiziksel yetersizlikleri anlatılmak isteniyor kuşkusuz..
Galiba bizde eksik olan da bu iki kuşak arasındaki iletişimsizlik: Yaşlıların gençlerle bir uyum içinde değil, kuşak çatışması içinde olması; bu geçmişten geleceğe böyle sürüp gelmiş... Hele bizim zamanımızda; ''sen sus, senin aklın ermez, büyüklerin işine karışılmaz'' gibi söylemlerle azarlanırdık çoğu zaman...
*
'Geçmişini bilmeyen, geleceğini kuramaz.' diyor büyükler. Ama, geçmişimizi bildirmenin, öğretmenin uğraşını vermiyorlar.Edebiyatta tarihi roman diye magazinel hava verilen kitaplar rağbet görüyor gençler arasında. Günlük gazete ve dergi okumak, gündemi izlemek gibi alışkanlıkları kazandıramadık ;meraksız ve ülke sorunlarına duyarsız bir kuşak oluşmasına ortam hazırladık.Yoğun dersler, sınavlar, yetersiz harçlıklar gibi bahanelere sığınmamalı gençler...
*
TV programında geçen alt yazı da ilginçti: 'Yaşlılar, gündemi gençlerden daha çok izliyorlar.' Bizim gazete tirajlarına bakınca bunu hemen anlıyoruz. Kahvehanelerde gazete okuyanlar, yaşlılar. Evlerde haberleri dinleyenler yaşlılar. Gençler nerde?
*
Onlar kendi dünyalarında... Bu onları suçlama anlamına da gelmiyor.Evinde bunları yapmayanların gençlerinden ne beklenebilir? Üniversitede siyaset yapamayan gençler, nasıl duyarlılık kazanabilir? Sokaklara dökülmek, kırıp yakıp yıkmak duyarlılık mı sayılıyor?
Bir gençle bir yaşlı otobüste tartışıyordu: 'Bugün gençsin ama yarın sen de yaşlanacaksın.'
Şimdiki gençler, yaşlılara karşı çok duyarsız,saygısız.
Çocuk ve Ev adlı bir şiirimde bunu şöyle anlatıyorum: 'Yaşlısı olmayan ev eksik/Yaşlıları koru ve sev'
Şevket Rado, bir radyo konuşmasında şöyle diyordu: 'Bizde anne babalar,kendilerini çocuklarından saklıyorlar.' Ne kadar doğru! Gerçekten geldiği yerin öyküsünü anlatamıyor ebeveynler!
Bizde en çok iki kuşak sülalesini anımsayabiliyor.Hele lakaplar eski anlamını çoktan yitirdi; verilmiyor da zaten. Kimlerdensin sorusuna yanıt veremiyor günümüz gençleri.
Yöremizde bir söz vardır: 'Gençler ara sıra, ihtiyarlar sıra sıra ölür.' Gerçekten öyle oluyor.
*
Bir dönemde, bir bakanlık tarafından slogan haline gelmiş güzel bir söz vardı: 'Çatısı altında yaşlı bulunan ev mutludur.' Özellikle büyük şehirlerde, bu tür kaç ev bulabilirsiniz?Çok az.Çünkü gençler, yaşlı istemiyorlar.Çünkü onlar, gençlere huzur vermiyorlar. Huzuru kaçan yaşlılar ise huzurevlerine kaçıyorlar.
Kasabamın en yaşlıları 70-80 arasında.Benim gençliğimde bu rakam 90-100 idi. Yöremizde Bartın asırlık yaşlılarıyla ünlüdür. Ama orada da bu özellik kayboluyor giderek. Geçenlerde Servet Çınçın dostum bunu çok sevimli biçimde ve içi yanarak aktarmıştı bana. Nitekim onun tiyatro oyunlarında en temel olgu da bu yaşlılardan aldığı, bizlere sunduğu yaşam ve toplum öyküleriydi.
Dileğim o ki, gençlere önem verelim; onların yaşlılarını sevip korudukları günlere geri dönelim.
Kimse bu kuşak çatışmasından, yaşlıların huzurevlerine gönderilmesinden yana olmasın. Onların yeri huzurevleri değil, evde huzur bulduğu çocukları, torunlarının yanı olmalıdır diye düşünüyorum.
*
Çocukluğumun ve gençliğimin yaşlıları yok bugün. Onlardan çok şey öğrenmiştim. Bu birikimlerimi her zaman gençlerle paylaştım. Dahası, hala da kendimden yaşlılardan çok şey öğreniyorum.
'İnsan hissettiği yaştadır' derler. Ne var ki, hissetmek yetmiyor; yapabilmek de gerekiyor. İnsan ne kadar yaşlanırsa yaşlansın, gönlü kocamıyor. Gençlerle muhabbeti olan yaşlılara ne mutlu!