Esnafından öğrencisine, sanayicisinden işçisine, çiftçisinden işsizine kadar her kesimden insanın konuştuğu tek bir konu var. O da elektrik ve doğalgaza yapılan olağanüstü zamlardan sonra gelen ve deprem etkisi yaratan faturalar…

Telefonla yapılan sohbetlerin konusunu elektrik-doğalgaz faturaları oluşturuyor, dost arkadaş buluşmalarında hep zamlar ele alınıyor. Herkes birbiriyle kendi fatura bilgisini paylaşıyor, sosyal medya hesaplarına sürekli olarak eski ve yeni fatura görüntüleri düşüyor. 'Benimki bu kadar, sana ne gelmiş' lafları gırla… Sokağa çıkıp fatura yakanlar, yürüyüş yapanlar, daha pasif eylem türünü benimseyip tepkisini gelen fatura miktarını işyerinin camına yazarak gösterenler, öfkesini çektiği videolarla sosyal medyada görünür hale getirenlerin haddi hesabı yoktur. Son olarak belediyeler de fatura koleksiyonuna dahil oldu.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Halk Ekmek Fabrikası'nın 2021 Aralık dönemi faturasının 595 lira olduğunu, Ocak'ta bu rakamın 882 bin liraya çıktığını, Şubat faturasının ise 1 trilyon lirayı geçtiğini açıkladı. İstanbul Belediyesi de halk ekmek fabrikasının, 2021 yılının Eylül ayında 202 bin lira olan elektrik faturasının ocak ayında 755 bin liraya yükseldiğini duyurdu.

Fatura gösteren bir kesim daha vardı ki, onlar asırlar boyunca uğradıkları ayrımcılıkları artık sineye çekmekte zorlanan Alevilerdi. Öyle ki, elektrik şirketleri, Alevilerin ibadet mekanı cemevlerine ödenmesi mümkün olmayan elektrik faturaları göndermişlerdi; çünkü cemevlerini ticarethane statüsünde değerlendiriyorlardı. İstanbul'da Garip Dede dergahına gelen 30 bin liralık faturaya isyan eden dernek başkanı Celal Fırat, 'gelen faturaları ödemeyeceğiz' diye tepki gösterirken 'ticarethane' kategorisinde ele alınmayı saygısızlık olarak nitelendiriyordu.

Fırat'ın 'faturaları ödemeyeceğiz' çağrısı Türkiye'nin başka illerinde de kabul gördü ve Çarşamba günü İstanbul'da Alevi Dernekleri Federasyonu'nca dava açıldı.

Oysa, cemevlerine elektriğin ücretsiz verilmesine dair uluslararası hukukta alınmış kararlar var. İç hukuk yollarını tükettikten sonra 2014 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuran Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı'nın açtığı davada, Türkiye suçlu bulundu. AİHM, tıpkı cami, kilise, sinagoglar gibi cemevlerine de bedelsiz elektrik verilmesi gerektiğini karara bağladı. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye'yi sürekli uyarıyordu; hatta bu karar, son toplantıda Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş dosyası ile birlikte ele alınan dosyalar arasında bulunuyordu.

İmzaladığı uluslararası sözleşmeler gereği iç hukukta bir düzenleme yapması gerekirken Türkiye, ısrarla bundan kaçınıyor. Çünkü, Anayasası'nda her ne kadar laiklik hükmü olsa bile Osmanlı İmparatorluğu'ndan devralınan Sünni devlet geleneği bir şekilde devam ettiriliyor. Özellikle son yıllarda yeniden bir ümmet inşasına yönelen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, devlet ve toplum düzeninin kendi İslami anlayışına göre belirlenmesi yönündeki baskın yaklaşımları, cemevlerinin tanınması ve diğer inançlara sağlanan muafiyetlerden Alevilerin de yararlandırılması konusunda engel oluşturuyor.

Yani, bir zihniyet sorunu var ve bu zihniyet, yasaların, Anayasa'nın, altına imza attığı uluslararası sözleşmelerin hükümlerini uygulama konusunda son derece keyfi davranmakta bir beis görmüyor.