Açılışlarının 82.kapatılışlarının 68. yılında / Köy Enstitüleri İçin
Çağdaş eğitim yuvalarıydılar. 14 yıl boyunca köye aydınlanmayı getirdiler. 17 bin kişiydiler. Taşımalı eğitimle onları köyden kopardılar. Köyü gene imama ve muhtara teslim ettiler.
6-7 yaşında olmalıyım. Amcam bir alet çalıyor ve şarkı söylüyor. Mandolin imiş bu aletin adı. Okulda öğretmişler. Bavulunda pek çok kitap var. O Kastamonu Gölköy Enstitüsü'nün ikinci dönem mezunlarından. Köyümüze öğretmen olarak atanmıştı. Evimizin kiracıları Zühal Ilgaz, Seyfi Sezer, M. Necati İmre köyümüzün öğretmeniydiler. Okula gidene kadar, onların arasında okuyup yazmayı, hesap yapmayı öğrenmiştim. Sonradan enstitülerde okutulan Pedagoji kitabını da okuyacaktım, pek bir şey anlamasam da…
***
İlkokuldaki ilk öğretmenim de Köy Enstitülüydü. Mustafa Mekikoğlu Gölköy'ün ilk mezunlarındandı. Şehre indiğimizde ilkokulda ve ortaokulda da bize öğretmenlik yapanların bir kısmı da Köy Enstitülü idi. Lise'de okurken, Mahmut Makal'ı, Bizim Köy kitabıyla tanıdım. Devrek Baston Festivalleri'nde ve Bartın Kitap Fuarlar'ında, kimi enstitülü yazar-şair dostlarım oldu. Ankara'yı mesken tutalı bu sayı çoğaldı: Mehmet Başaran, Hasan Kıyafet, Ali Dündar, Osman Bolulu, Musa Uysal(Emmi), Nadir Gezer, Talip Apaydın, Enver Atılgan, Ali Yüce, Nedim Şahhüseyinoğlu hemen anımsayıverdiklerim.
***
Köy Enstitüleri; iş içinde uygulamalı eğitime dayanan, özgürleşme eyleminin başlangıcı sayılan, köyü canlandırmayı/kalkındırmayı amaçlayan kurumlardı. Ulus ve insan olma yolunu açan, öğretim birliğinin-eğitimde fırsat eşitliğinin anlam kazandığı bu eğitim yuvaları; köyün muhtar-imam ikilisinden kurtarmayı, eğiten-öğreten eğitimli insan gücü yaratmayı köye yerleştirmeyi amaçlayan kurumlardı aynı zamanda. Düşünen, düşündüğü gibi yaşayan, katılımcı, paylaşımcı(imececi) üretici bir toplum yapmak işlevi de vardı bu kurumların.
Öğrencileri, okuldaki yönetime katılan, binalarını kendileri yapan, el sanatlarını, uygulamalı tarımı başlatan; resim-müzik-tiyatroyu köye taşıyan, klasikleri okutup aydınlanmayı hedefleyen, böyle donatılan kişileri köye yollayan bu kurumlar, ne yazık ki, 1954 yılında kapatıyorlardı.
***
Kitapla ekmeğin bir tutulduğu bir yılda, en az 40-50 kitabın okunup özetlendiği, köylünün giderek uyandırıldığı, köye elektriğin-suyun-yolun getirildiği,17 bin dolayında öğretmenin yetiştirildiği bu atılımcı ve devrimci eğitim yuvaları iktidarı tedirgin ediyordu. Özgün Türk buluşu olarak dünya eğitim literatürüne geçen bu kurumlar, komünist yuvaları olarak değerlendirildi. Yücel, Tonguç mahkemelere gönderildi.
Bugün bu kurumların yerini imam hatipler, Kur'an kursları aldı. Taşımalı eğitim yoluyla köy, gene imam-muhtar ikilisine kaldı. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü kendi kurduğu bu kurumları 'Cumhuriyet'in eserleri içinde en değerlisi ve en sevgilisi' olarak nitelendirmesine karşın, parti içindeki karşıtlara boyun eğerek kapatılmalarına engel olamadı.
Bozkırda açan 21 çiçekti onlar. Hala unutulmadılar.
Bugün yazınımızın en üretken en güçlü kalemleri, bilim ve sanat adamları, bu kurumlardan yetişen 700 kişiyi bulmaktadır. Onlar çok önemli, anlamlı yapıtlara imza attılar.
***
Köy Enstitüleri denince ilk akla gelen Yücel ve Tonguç'tur. Onlar ki, bu yola bütün benlikleriyle baş koymuşlardır. Bu kurumlarla özdeşleşmiş simgesel isimler olmuşlardır. Onlar bilimsel düşünceye dayalı, özgür ve demokratik eğitimle, üretime yönelen, doğayı ve çevreyi korumayı eksen alan bir gelişmeyi ve geliştirmeyi amaçlayan, çağdaş-barışçı bir toplum oluşturmak için çalıştılar.
Eğer kapatılmamış olsalardı, bu kurumlardan yetişen kuşaklarla ekonomisi IMF'ye, Dünya Bankası'na bağımlı bir Türkiye'ye izin vermeyeceklerdi. Ürettiğinden çok tüketen, yabancı mal hayranlığıyla sömürülen, eyyamcı-kapkaççı, savruk ve savurgan dinsel söylemlerin baskınında ve baskısında, erkek egemen yoz bir toplum olarak sosyal – kültürel düzene izin vermeyeceklerdi.
Eğer kapatılmasalardı, tüm kural ve kurallarıyla işleyen bir demokrasimiz, halka ve hakka yaslanan, yargısı saat gibi çalışan, eğitim-öğretim birliğiyle laik düzenin yüceltildiği, tüm değerleriyle çağdaş bir Türkiye ve eğitimli-kaliteli bir toplum olacaktık. Kısacası, gaflet-dalalet hatta hıyanetler içinde yaşamayacak, yeniden hasta adamlıkla suçlanmayacaktık. İnsan ve ulus olma onuruna yaraşan erinçli bir toplum olacaktık. Enstitüler, böylesi yaşamsal bir işleve ve öneme sahipti. Bugün yazınımızın en üretken, en güçlü kalemleri, bilim ve sanat adamları, bu kurumlardan yetişen öğretmen, yazar, şair, sanatçı, siyaset ve bilim adamları olarak çok önemli yerlerde, anlamlı ve çok büyük işlere, yapıtlara imza attılar. Yaşayanlarına saygı, sevgi; sonsuzluğa göçenlerine rahmet diliyor özlemle anıyorum hepsini…