Okullarda çocuklara türlü çeşitli bilgiler yüklüyoruz. Sonra da onları bilgi hamalı olarak niteliyoruz... Gerçekten kimi bilgiler, ileriki yaşam bölümlerinde gereksiz de oluyor. Ne var ki, öğrenmeyi öğreten bilgi ve birikimler her zaman gerekli oluyor...

***

Eğitimin asıl amacı da bu iken, öğrencilere felsefe, mantık, psikoloji ve sosyoloji eğitimi veremediğimiz için, bilimsel düşünme, çalışma, araştırmadan çok ezbere dayalı öğrenme ve yaşama biçimini yeğliyor insanımız.

***

Şu da var ki, ne kadar bilgili olursak olalım, mutlaka bizimde bilmediklerimiz vardır. Öğrenmenin de, bilgi edinmenin de yaşı yoktur. Öyleleri vardır ki, bildiklerinin onlara bir ömür yeteceğini düşünürler; neme gerek diye önemsemezler. Bildiklerimiz, belki bizim işimize yaramaz ama birilerinin işine yarıyorsa, bilmekte yarar var.

* Sözü kiremitlersek: Yardımlaşma, dayanışma, paylaşma duyguları, insanın toplumsallığını anlatır. Salt bu nedenle bireysel olduğu kadar toplumsal da düşünmek zorundayız. Çünkü evrende yalnız yaşamıyoruz. Başka ülke insanlarının teknolojilerini parayla satın alıyoruz. Biz kendi teknolojimizi niye kuramıyoruz?

***

Güller ve Çocuklar –Sevgili Osman Bolulu için...

Bir yerde okumuştum: 'Çocuklar bir çiçektir.' diyordu yazar. Öğretmen-yazar Osman Bolulu'nun İnsanlığın Solmaz Gülleri kitabı, bu sözü anımsattı bana. Bolulu'ya göre çocuklar birer güldü. Gül, Osman Bolulu'da bir simge çiçek: 75 yıllık yaşamını Güle Yolculuk olarak niteler. Nitekim öğretmen Fahrettin Koyuncu, bu kitabı değerlendiren yazısının başlığını şöyle koymuş: Solmaz Güller Yetiştiricisi... Bu niteleme, 'Çocukları bir bahçıvan özeniyle yetiştirmeliyiz.' diyeni de haklı çıkarıyor. İnsanlığın Solmaz Gülleri böyle bir özenin belgeseli gibi bana sorarsanız.

***

Bu kitaptaki anıların, anlatıların Osman Bolulu'nun öğretmenlik yaşamının ilköğretim yıllarından ve meslek yaşamının ileriki yılları olan yöneticilik ve müfettişlik dönemine değin. Bunların ortak yanını şöyle özetlemek olanaklı: 'İyi öğretmen, iyi yönetici, iyi insan, çocuğu çocuk değil bir değer, gelecek olarak değerlendirir. Onu bir birey olarak görür. Ona sıcak, içten ve yakın davranır, sevgiyle büyütür. Disiplini de elden bırakmaz.' Bu yapıt, ideal eğitim ve öğretim anlayışının da bir göstergesi oluyor.

***

Kitabın ikinci baskısı Kültür Bakanlığı'nca yapıldı. Hepsi de tükendi. Bu baskıya eklenen anlatılar, ilk baskıdakilerle bir bütünsellik oluşturuyor. İlk baskıda dizgi ve düzeltim işini ben yaptığım için bu emeğimden dolayı onur duyuyorum. Yedek Subay Öğretmenlik anılarıma (2 yıl), o döneme götürdüler beni (1963-1965). Böylece Bolulu'nun yaşamının bir kesitine tanık olurken, ben de mesleki bilgiler edinmiş oldum.

***

Kitabın arka kapak yazısında, 'Öğrencilere ilişkin tek tek olayları konu edinse de, ana dokusu itibariyle bir bütündür.' denmiş.

Eğitim ve öğretim dizgemizin olumlu olumsuz yanlarını, toplumsal yaşamımızın ince bir eleştirisini buluyoruz. Bolulu'nun şu saptaması çok yerinde: 'Biz öğrencilerimize yararlı olalım derken; yanlışı onlarla birlikte yaşadık. Onlara aktardık. Araya gitti hayatımız. Ya çocuklarımız? Eğitiyorken biraz da yozutuyor muyuz ne?'

***

Bu saptamanın yaşamsal önemini, bugünkü eğitim ve YÖK tartışmalarında açıklıkla görüyoruz. İnsanlığın Solmaz Gülleri, okuma zevkini artıracak, okuma bilincinizi geliştirecek güzelliklerle dolu. Bu kitapta beni en çok etkileyen 'Herkesin Çizgisi' adlı anekdotu özetlemek istiyorum. Bolulu'nun komşusu Hasan bir çocuktur. Sokakta çizgi oynar arkadaşlarıyla. Herkes onların çizgisine basar, oyunlarını bozarmış. Bolulu'yu çok sevdiğini söylemiş. Nedenini sorunca: 'Sen bizim çizgimize hiç basmıyorsun ki!' yanıtını vermiş Hasan.

***

Öğretmenlikteki ince duyarlılıkların, kaçınılmaz sorumlulukların, çıkarsız sevgilerin, özverinin, dayancın bol örneklerini de buluyoruz. Osman Bolulu'nun emeğinin karşılığını, kitabı okuyarak ödüllendirebilirsiniz. Nice kitaplı günler diliyorum. Kendisini rahmet, saygı ve özlemle anıyorum.