Dostum Sabahattin Yalkın sordu!
BEN SÖYLEDİM
1. YÜZÜM BANA BENZER… Kitabınızın adı çok iyi seçilmiş. Üstelik çok çağrışımlı, çok şiirsel… Yüzünüze bakınca, kitaba verdiğiniz ad sizinle örtüşüyor. Kutlarım… Nasıl buldunuz bu adı?
M. K – Bende hep bir yüz takıntısı vardı. Hani insanı tarif ederken; ben adamı gözünden, ağzından, dilinden vb. gibi söylemler var ya, ben de yüzünden tanıdım hep. Nasıl mı? İki biçimle: Yüzü mü gülüyor önce, gözleri mi sorusuyla. Çünkü benim yüzümün hem haritası var, hem de dikkatli ve derinden bakılırsa gözlerim-yüzüm ikilisinin birden güldüğünü görürsünüz.
2. Bir kahvede oturmuş, bir arkadaşımı beklerken, birden merhaba deyip oturdunuz masama. Bilmediğim bir adam larp diye masanıza oturuyor ve başlıyor konuşmaya. Bir kaç cümleden sonra, sanki sizi tanıyor gibi oluyorum. Evet, hiç yabancı gelmiyorsunuz bana. Karşılıklı muhabbeti arttırıyoruz. İnsanlardan, olaylardan, memleketten, kasa-balardan, köylerden… İnsanlar, olaylar, öfkelenmeler, sevinmeler… Sanki kırk yıllık derttaşız. Evet, kitabınızı okurken bunları yaşadım. Bu ne biçim anlatım böyle? Nasıl yakaladınız bu rahatlığı?
M.K - Değerli dost, yukarıda anlattığımı şöyle somutlayayım önce: Sizi 1990 yılında SUTENİ yayıncılıkta gördüm. Tam da tanıtımımı yaptığım adamdınız. Önce merak, sonralarda sevgi-saygıyla gelişti dostluğumuz. Ankara Dostları Masası'nda birbirimizi daha iyi tanıdık, sevdik, saydık. Anlatıma gelince: Konuşma diliyle yazıyorum, bir. Okur kitlesine seslenirken, sözcüklerimi daha ince- naif olanlarla veya devrik cümlelerle yapıyorum. Bu öğretmenim Necatigil'in şiirlerini önce düz yazı olarak okuma alışkanlığımdan kaynaklanıyor. 0 bu konuda şöyle derdi: ' Şiiri önce düz yazı olarak yazın(öyküsünü yazın), koyun bir yere demlensin. Sonra şiir zamanı gelince doğumu yaptırır…' Ayrıca gerek baston Kültür Festivallerinde, Bartın Kitap fuarlarında (toplamda 12 etkinliktir) konuşma ve hitabeti gelen konuklardan öğrendim. Farkındaysanız, masada bile sürekli not alır (bu nedenle MİTÇİ mi kuşkusuna bile uğradım), akşam 0 GÜNÜ not not aktarırdım. Çünkü konuşulanların aslına uygun olmasını-gerçekçiliğini sağlıyordum. Dostlarımdan beni ayıran fark da bu.(Siz de öylesiniz bence… Gözlem ve ayrıntı ustalığı… )
3. Sizi, 'Ankara Dostları' içinde tanıdım.30 yıl oldu sanırım. Toplantılarda hep not tutardınız. Bu alışkanlık edebiyatçılar için iyi, yararlı bir alışkanlık. Zaman içinde belleğimiz yanılgılara düşüyor. Tam tamına anımsayamıyoruz olayları; hele konuşmaları… Bu alışkanlık nasıl oluştu sizde?
M.K – Biliyorsunuz sizin döneminizde de, benim dönemimde de kitap yerine teksirler vardı. Olanları ise bulmak zordu. Lisede olsun, Üniversitede olsun 'Not tutma, dersi derste öğrenme, zaman zaman da önemli gördüğümüz yerleri el altında bulundurmak düşüncesi…'
Sanıyorum bu not tutma alışkanlığımın temelinde bunlar var. Bir yararı da şu oluyor; konuşmanın ya da anlatanın sözlerine sadık- güvenli ve özenli kalmak… Kitabımı hazırlarken, en büyük yardımcım da, gazetelerde 35 yıl boyunca bilgi-deneyim ve birikimlerimi kalıcı hale getirmiş olmam. Açıkçası antenlerim hep açıktır; eğer konuşuyorsam dilime, dinliyorsam kulaklarıma borçluyum bu özelliğimi…