Yolda karşınıza çıkan birileri yana yakılan derdini anlatmaya alışıyorsa yüksek perdeden…

Biliniz ki hayat pahalılığıdır nedeni.

Böyle çileden çıkıp da burnundan soluyanlarla dolu etraf…

Aydınlatmadan ısıtmaya, ulaşımdan eğitim giderlerine kadar her harcama kaleminde fiyatlar insaf sınırlarının çok üstünde seyredince böyle oluyor insan manzaraları da…

Kimi soğukta, kimi karanlıkta…

Pahalının yanına yaklaşamayınca her türlü riske rağmen ucuza yönelmekte buluyor çareyi insanlar…

Gıda harcamalarında olduğu gibi…

İnsan sağlığına aykırı gıda ürünlerine yöneliş çaresizliğin son basamağı…

Zamlı ürünlere yetecek parası yok ki alsın…

Altın gibi, gram hesabıyla alınabilecek neredeyse sofraların olmazsa olmazları.

Üç liraya, beş liraya alınan mevsimlik sebzeler, meyveler bile üzerlerindeki astronomik etiketler nedeniyle seyirlik hale gelince yaşananlara şaşmamak lazım.

Dar gelirli eti çoktan unuttu.

Şimdilerde dört kişilik aileler bir tavuk budu ile durumu idare etmeye çalışıyor.

Bebeğine süt alamayan aileler var.

Giyim kuşam mağazaları da sinek avlıyor.

Düne kadar 50-60 lira arasında satılan malların üzerindeki etiketler 3-4 misli fiyatla satışa sunulunca durum da böyle oluyor.

Satıcı da alıcı da dertli…

Hal böyle olunca dar gelirli çareyi işportada arıyor.

Ama o da çözüm olmuyor çoğu kez…

Bir kadın Ulus civarında bir işportacıdan aldığı tişörtü çocuğuna giydirmiş. Biraz sonra şiddetli bir yağmur başlamış.

Islanan tişört çekmiş ve neredeyse iki boy küçülmüş.

Sinirlenen kadın çocuğu elinden tutup, yeniden satıcının yanına yaklaşmış, tişörtü işaret ederek sert bir ifadeyle çıkışmış:
- Tanıdın mı?
Satıcı pişkin yanıtlamış:
- Tanımaz olur muyum? Maşallah. Ne de çabuk büyümüş, delikanlı olmuş maşallah!

Benzer hikayeler bugünlerde çok revaçta…

İnsaf denilen şeyden eser kalmayınca…

Ne dümenin başındakilerde…

Ne tezgah başındakilerde…

Çaresizlikte sığınacak liman oluyor esprili hikayeler

Fıkramsı olaylar…