Yürek sayrısıyla yaşamak nedir; bu derdi çekenler bilir ancak 'Üç damar tıkalı, acilen bypass olmamız lazım. Saatli bomba ile uzun süre yaşayamazsınız.' Böyle dedi doktorlar. Yıl 2005 idi.

Ben on bir ay yaşadım; her an ölümü düşünerek. Korkunun acele faydası yok deseler de; korkarak yaşamayı sürdürdüm, Bitkisel kimi uygulamalara güveniyordum. İlim ve teknoloji çağında bitkisel yöntemler kesin çözüm değildi. Ama insan isterse, buna inandırabiliyordu kendini. İkinci anjiyoyu da yaptırdıktan sonra karar verdim. Korksam da ameliyat olacaktım artık. Bıraktım inadı.

***

Aslında bir ölüm korkusu değildi bendeki; kayınbiraderimin on yıl önce ameliyat masasında ölmesiydi.40. evlilik yıl dönümümüzü bahanelerle göremeyebilirdim. İçimde bazı ukdeler, ilk kitabımla ilgili çalışmalar, ameliyatımı daha fazla geciktirmemeliydim. İlk doktorla görüştüm ve ikinci de karar kıldım. Gün aldık.

Günlerden On Kasım, saat 9'u 5 geçiyordu, sirenler çalıyordu. 5 dakika içinde hastanedeydik. 405 numaralı oda hazırdı. Ameliyat öncesi laboratuvar tetkikleri yapıldı. Ertesi gün için hazırlanıyordum; en azından ben psikolojik olarak zaten hazırdım.

Geceyi oğlumla birlikte geçirdik. Geçmişe dair, gelecek ile ilgili pek bir şey konuşmadık. Vasiyette bile bulunamadım. İnanıyordum masadan kalkacağıma. Ama asansörden nasıl indiğimi bilmiyorum, Ameliyathaneye girer girmez Dr. Arzum Kaleli (Devrek'ten tanıyordum) ile karşılaştım ve özür diledim kendisini geç hatırlamam nedeniyle. Gerisini ise anımsamıyorum.

***

'Mustafa Bey! Uyanmanız lazım, beni duyuyor musunuz?' Hemşire kaç kez sordu bu soruyu, sayamadım ve anımsamıyorum. Boğazımdaki hortum yanıt vermeme engel oluyor, konuşamıyordum.

Sis dağılmaya, hortum çıkarılınca rahatlamaya başlamıştım, Hemşire Hanımı pek seçemedim ama ona birkaç şiirimi okudum ne ilgisi varsa. Ertesi gün onun yeşil gözlü, güzel bir kız ve Karabüklü olduğunu öğrendim kendisinden. Adı Tülay'dı, gülümseyerek geldi ve 'beni hatırlıyorsunuz değil mi?' diye sordu.

Yoğun bakımda Ahmet Bey Karabüklü idi. Mehmet Bey, Kdz. Ereğlili, Bünyamin Bey en yaşlımızdı; o da Eskişehir'den gelmişti. En donuk ve keskin olan Muzaffer Bey'di.

– Ömründe hiç yokuş görmeyen Bünyamin Bey, Ankara'nın yokuşlarını sevememiş, inişlerine ise bayılmıştı ameliyat öncesindeki günlerde.

Yoğun bakım ünitesindeki hemşireler, kat hemşireleri güleç yüzlü, müşfik ve ince insanlardı. Görevlerini yürekten ve gönüllerini koyarak, oynamadan yapıyorlardı. Güzellikleri de dikkatimi çekti. Eğitimlerinde onlara bu doğal ve içtenli davranışları öğreten dersler almışlar mıydı? Sordum bunu. Yanıtları aynıydı: 'Hayır! Ama işe alınırken hem fiziksel, hem de ruhsal bir güzellik arıyormuş yöneticiler.''

***

Sırtüstü yatmaya alışkın değildim, en çok bu zoruma gidiyordu, Fizyoterapist Hanım, 'Omuzlarınız yatağa yapışacak' dedi. Yani tuş olmuştum. Bir de öksürükler ve balon şişirme zoruma gidiyordu.

Hastanedeki odamın Armada'ya bakan tarafta olmasını istiyordum. Rastlantı bu ya, öyle denk geldi. Trafikte akıp giden otomobiller, gece ışıklarına karşın anlamsız bir plaza idi benim için; bir renk katmıyordu odadaki yaşamıma.

Bunları niye anlattım? Bu hafta özel bir günü kutladık: Tıp Bayramı... Ne yazık ki Pandemi nedeniyle sağlık çalışanları ve doktorlar olarak 387 değerimizi yitirmiştik. Hepsine görev şehidi diyorum, rahmet ve saygıyla anıyorum...

***

Aslında doktorlarımızın fedakarlık ve özverisini anlatan bir anekdotu da paylaşmadan edemiyorum. 1993 yılı 2 Temmuz'unda yaşanan Sivas Katliamı mağdurlarından Aziz Nesin'i bir doktor uyarır: Aşağıda insan kalabalığı'' öldürün bunları ''diye çığlık atarken otele yanaşan ambulansın içindeki doktor ''bu önlüğü giyerseniz, doktor olduğunuzu sanırlar, sizi tanımazlar''der ve Aziz Nesin'e giydirir. Böylelikle Aziz Nesin kurtulur. Bu önlük halen Nesin Köyü'ndeki odasında is lekeli, yanık ve yırtık tişörtüyle birlikte sergilenmektedir.

Doktor kim, ne demiş, ne yapmış, neye inanır diye düşünmez çünkü o idari amir değildir, savcı değildir, din görevlisi değildir, kolluk kuvveti değildir. Doktorun işi sadece insanı yaşatmaktır.

***

Kalbinin sesini (içinin sesi de denir) dinleyen erinçli olur. Kalben ve kalpten sevmek yürek ve ustalık ister.

Kalbinizi ferah tutun, rahat olun ve kalpsiz (zalim) damgası yemeyin.