Köy enstitüleri eğitim tarihimizde tam bir söylencedir…

Yalnızca Türkiye'nin eğitim tarihinde mi?

Dünya eğitim tarihinde…

Bunun içindir ki, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 'dünyanın örnek alması gereken öğretim kurumları'ndan saymıştır.

Enstitüler söylencedir de…

Hasanoğlun Yüksek Köy Enstitüsü ise, söylencenin de söylencesi…

***

Köy enstitüleri kurulurken nüfusumuz henüz 16 milyondu ve nüfusun yüzde 80'i okuma yazma bilmiyordu. Öğretmen de yoktu köylerde eğitim verecek. Eğitim dediğimiz, abc'yi öğretecek…

Askerliğini çavuş ya da onbaşı olarak yapanlar kurstan geçirilip eğitmen yapılmıştı köylerde abc öğretmeleri için.

Bu koşullarda doğdu Köy Enstitüleri Projesi.

Köylerde enstitüler kuruluyordu ama enstitülerin de öğretmene gereksinimi vardı. Bu açığı kapatmak içindi Ankara'daki Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nün (1943) açılma nedeni.

1946 yılında başlayan çok partili yaşamsa, toplumun aydınlanması, demokratikleşmesi yönündeki bu adımların sonunu getirdi.

Burada bir anlaşılmazlık var gibi değil mi?

Yok yok, demokrasi kültürü henüz yerleşmemişken bu gayet anlaşılabilir bir şey…

Muhalefetteki Demokrat Parti (DP) enstitülere savaş açtı. Karalama kampanyası başlattı. Bu kampanyaya karşı duramayan CHP, Yüksek Köy Enstitüsü'nü kapattı.

DP iktidar olduktan sonra ise bu serüvenin kapısına tamamen kilit vuruldu.

***

Vuruldu ama…

O kısacık ömürlü köy enstitülerinden mezun olanlar, ömürlerince ışık oldular ülkemize. Enstitü mezunları edebiyatımızda da apayrı bir zenginlikti. Onlarca yazar ve şair çıktı aralarından. Anadolu'nun dili yalnızca tezene değildi artık. 'Yaban' değil içerden bir bakışla, romanlar, öyküler, şiirler yazılıyordu. O yazarlardan birisiydi Hasanoğlan mezunu Mehmet Başaran.

Başaran, kendini köy enstitüleriyle özdeşleştirmişti hep:

'Kimliğim mi? Türkiye dedim / Doğumum mu? 17 Nisan / Sorun beni Bedreddin'den Yunus'tan / Dedem Pir Sultan / Yolum Tonguç yolu'.

Böyle der bir şiirinde. Çünkü 17 Nisan, kuruluş günüdür köy enstitülerinin…

Başaran'ın başına gelenler mi?

Enstitü mezunu, hele de Yüksek Köy Eenstitüsü mezunu olmak 'suç' sayılmıştır birden. Aksu Köy Enstitüsü'nde (Antalya) öğretmenken, henüz ilk yılındayken öğretmenliğinin askere alınır. Yalnızca o mu? Bütün Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü mezunları. Dahası yedek subay okulundan er olarak kıtaya çıkarılırlar. Başaran, bu acı serüveni, 1979'da Orhan Kemal Roman Ödülü'ünü kazanan 'Memetçik Memet' adlı anı-romanında anlatır.

Bir başka enstitülü yazarımız Fakir Baykurt, o dönemden söz ederken (*) şöyle der:

'Yeller nasıl da tersine çevrildi sonra? Türkiye'nin iç politikasında, Sovyetler Birliği'ne karşı Amerika'nın borusu ötmeye başladı. İhbarcılar bulundu köy çocukları arasından. Başarangili çavuş çıkarırken ihbarcıları Amerika'ya, ingiltere'ye öğrenime yollayıp ödüllendirdiler.

(…)

'Ceylanköy kırlarından bir çocuk, Aç Harmanı, Çarığımı Yitirdiğim Tarla kitaplarında anlatılan yollardan geçerek öğretmen oldu. Ama hiçbir yılı huzurlu geçmedi. Kurulmayan dernekleri kurdun, yapılmayan konuşmaları yaptın diye sık sık polis baskınlarına uğradı. (…) Yönetim, özellikle 1950'den sonra ne yapıp edip defterini dürmek istiyordu.'

Yıllarca pasaport yasağıyla yaşamış, yurtdışına çıkamamıştır Başaran. Emekli olduktan sonra yeşil pasaportla bindiği uçaktan indirilmiştir. Ancak Berlin Senatosu'nun çağrısı karşısında aşılabilmiştir bu yasak… 1984'te…

Defalarca evi aranmış, notları, kitapları alınıp götürülmüştür. 1950'lerin cadı fırtınası, onun peşini altmışlı, yetmişli, seksenli yıllarda da bırakmamıştır.

***

Başaran, 'İlkyaz Kapıda' şiirinde diyordu ki:

'Nisan dedi mi bir / Ver elini Akçay Sutüven Kazdağı / Şimdi oralarda / Kanı tazeleyen ısırgan / Acıfiliz ebelik kuzukulağı / Dayanılmaz çağrısı Sarıkız'ın'.

2015 Haziran'ından bu yana 'Ver elini Akçay Sutüven Kazdağı' diyemiyor artık. Ama dostları onu sevdiği coğrafyada andı… Andık.

'Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır' sloganıyla yayımını sürdüren Gökkuşağı Dergisi'nin organizasyonuyla Edremit'te, ölümünden sonra ilk kez bir anma etkinliği düzenlendi. Burhan Gümüş, Mevlüt Âsar, Cumhur Dokur, Bülent Güldal'ın katıldığı etkinlikte ben de konuşmacılar arasındaydım. Enstitüleri ve onu, anılarla, düşünceleriyle, umuduyla anımsadık, andık.

***

Bugün 27 Mayıs.

Bu yazının yayım tarihinin 27 Mayıs'a denk gelmesine ne demeli?

_________________________

(*) Fakir Baykurt, 'Başaran', Varlık Dergisi, Temmuz 1996, Sayı: 1066.