Bir önceki yazımızın sonunda Fethi Okyar'ın ulusal kurtuluş savaşı planları yapan Mustafa Kemal'in İstanbul hükümeti tarafından ordu müfettişi olarak Anadolu'ya gönderileceğini öğrenince nasıl 'meraklandığını' kendi anılarına dayanarak aktarmıştık...
Anıların devamını okuyalım:
'Bu merak içinde iken aziz ve vefakar arkadaşım (M. Kemal) 14 Mayıs 1919 sabahı erken saatlerde Bekirağa Bölüğüne (F. Okyar'ın tutuklu bulunduğu hapisane) geldi... Sonra Sadrazam Ferit Paşa'nın (Damat Ferit) konağında yenen akşam yemeğini, Cevad Paşa ile beraber ürkütmeden ve vazifesinin müfettişi olduğu ordu mıntıkası içinde Mondros Mütarekesi hükümlerinin yerine getirilmesini temin etme olduğu yolunda nasıl teminat verdiklerini anlattı.'
***
Yaşamının sonuna kadar Atatürk'e bağlı kalan Fethi Okyar'ın anıları, Anadolu'ya yetkili bir kimlik taşıyarak geçebilmek için Mustafa Kemal'in nasıl bir 'taktik' uyguladığını açıkça gösteriyor...
Okyar, anılarında konu kendisinin Ermenilerin şikayeti üzerine yargılanmasına gelince Mustafa Kemal'in Damat Ferit'i 'budala' olarak nitelediğini de şu sözlerle belirtiyor: 'Sen o senelerde Sofya'da sefirdin ve ifratlardan sakınmak için nasıl didindiğini başta Ferit Paşa herkes bilir. Bu budalaya kendisince herşeyin malum olduğunu da kaydeden bir mektup yaz'...
Mustafa Kemal, konuşmasını şu sözlerle tamamlıyor:
'Göreceksin herşey düzelecek. Ümidimizi asla kaybetmeyeceğiz'.
***
Mustafa Kemal Paşa, İngiliz işgal yönetiminin ve Vahdettin'in kendisini Anadolu'ya gönderme kararını alırken şu hesabı yaptıklarını biliyordu: Orada faaliyet gösteren Türk/Müslüman milis güçlerine karşı bir takım önlemler alır almaz bu güçler ve onların bağlı oldukları İttihat ve Terakki karşı harekete geçecek ve böylece de Paşa ulusal hareketten tecrit olacaktı!..
O nedenle Samsun'a çıkar çıkmaz ilk yaptığı iş, milislerin bağlı olduğu Osman Ağa (Topal Osman) ve Halit Bey (Deli Halit Paşa) gibi İttihatçı fedailerle iyi ilişkiler kurarak onları kendine bağlamak oldu...
Hemen ardından 28 Mayıs'ta Havza genelgesini yayınladı.
***
Havza Genelgesi, ılımlı bir üslupla kaleme alınmasına karşın halkı işgalleri protesto etmeye ve bu amaçla mitingler düzenlemeye çağırıyordu...
Bu çağrı İngiliz yönetimi ve Vahdettin açısından bir 'şok' yarattı... Genelge üzerine İstanbul'da hükümet yanlısı gazetelerde Mustafa Kemal hakkında 'Asi komutan, başına buyruk hareket ediyor. İttihat ve terakkici Mustafa Kemal, memleketi yeni maceralara sürüklüyor' ifadelerinin kullanıldığı yazılar yayınlandı...
Harbiye Nezareti bu gelişmeler üzerine Mustafa Kemal Paşa'yı acilen İstanbul'a geri çağırdı.
***
Ancak Mustafa Kemal Paşa bu çağrıya uymak yerine yeni adımlar atmaya devam etti...
22 Haziran'da 'Hamidiye Kahramanı' eski Harbiye Nazırı Rauf Bey'i (Orbay), Ali Fuat Paşa'yı (Cebesoy) ve Refet Paşa'yı (Bele) da yanına alarak Amasya Genelgesi'ni yayınladı...
Genelge'de açıkça isyan çağrısı yapılıyor ve 'Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır' denildikten sonra, 'Milletin durumunu ve davranışlarını göz önünde tutmak ve haklarını dile getirip bütün dünyaya duyurmak için, her türlü etkiden ve denetimden kurulmuş bir kurulun varlığı gereklidir.' ifadesi kullanılıyordu.
***
Mustafa Kemal Paşa, genelgenin yayınlanmasının hemen ardından Şark İlleri Müdafayı Hukuk Cemiyetlerinin topladığı Erzurum Kongresi'ne katılmak üzere Erzurum'a hareket etti...
Vahdettin ve İngilizler'in bastırmasıyla İstanbul Hükümeti, son umut olarak Erzurum yöresindeki kolordunun komutanı olan Kazım Karabekir'e Mustafa Kemal'i tutuklayarak İstanbul'a göndermesi yolunda bir talimat gönderdi... Ancak Karabekir de umudunu Mustafa Kemal'e bağlayanlar arasında yer aldığı için bu çağrı yanıtsız kaldı...
Artık amaç hasıl olmuş, Vahdettin ve İngiliz işgal yönetiminin beklentilerinin aksine Mustafa Kemal Anadolu'daki ulusal güçlerin düşmanı değil umudu haline gelmişti... Dolayısıyla ordu müfettişliğinden ve askerlikten ayrılabilirdi... O da öyle yaptı... Erzurum Kongresi'ne katıldı ve önce Kongre başkanlığına sonra da Temsil Heyeti Başkanlığı'na seçildi.
***
İşte Atatürk'ün Vahdettin'in önerisi üzerine İstanbul Hükümeti tarafından Anadolu'ya gönderilmesi ve orada ulusal savaşın başına geçmesinin gerçek öyküsü kısaca böyledir...
Bu olay, kimilerinin iddia ettiği gibi ulusal direnişi örgütlemek için Mustafa Kemal'i Anadolu'ya Vahdettin'in gönderdiğini değil, Mustafa Kemal Paşa'nın gerektiğinde savaş taktikleri uygulayarak, gerektiğinde usta bir satranç oyuncusu gibi davranarak ne güç koşullar altında imkansızı başardığını göstermektedir...
Cumhuriyetimiz ustaca yürütülen o siyaset sayesinde kurulmuş ve Mustafa Kemal Paşa o sayede 'dahi' sıfatını kazanarak 'Atatürk' olmuştur.