Dar ve sabit gelirliler üzerinde TÜİK marifetiyle ‘sefalet ücretine’ devam edilirken, istenirse ücretliler üzerindeki vergi dilimi yükü bir nebze de olsa düşürülebilir…

Çoğunuzun bildiği bir konudan bahsedeceğim. Gelir Vergisi Kanunu’nda (GVK) ücret ve maaşların vergilendirilmesinde yüzde 15, yüzde 20, yüzde 27, yüzde 35 ve yüzde 40 oranlarında tarife dilimi uygulanıyor. Ayrıca, Vergi Usul Kanunu (VUK) ile de gelir dilimi tutarları, her yıl bir önceki yıla ilişkin belirlenen yeniden değerleme oranında (YDO) artırılıyor. YDO ise her yıl ekimde bir önceki yılın aynı dönemine göre TÜİK’in Toptan Eşya Fiyatları Endeksinde (TÜFE) meydana gelen ortalama fiyat artışı oranı olarak belirleniyor. YDO bir sonraki yıl ücret gelirlerinin artırılmasında kullanılıyor. YDO’ında hesaplanan maktu tutarlarda da yüzde 5’i aşmayan kesirler dikkate alınmıyor.

İşte bütün sorun da bu yüzde 5’i aşmayan kesirlerin dikkate alınmamasıyla çıkıyor.

Çalışanlardan yapılan gelir vergisi kesintisinde yüzde 5’i aşmayan kesirlerin dikkate alınmaması nedeniyle bir üst dilime daha erken çıkılıyor. Böylece yılda en az iki maaşları gelir vergisi kesintisine gidiyor.

Bu konu 2000 yılından bu yana sürüyor.

TÜİK’in son açıkladığı aralık ayı enflasyon oranı yüzde 12.19 olarak açıklanınca, zaten sefalet ücretine mahkum edilen kesimleri rahatlatacak bir adımın vergi dilimlerinin güncellenmesi ve YDO’nun tam olarak uygulanması olacağını hatırlatalım. Çünkü bu dilimler düzeltilmediği sürece, çalışanın vergi çilesi de her geçen gün büyüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın YDO’yu yüzde 50 oranında artırma yetkisi var. Ancak çalışanları rahatlatacak olan bu yetki bugüne kadar hiç kullanılmadı. Kullanılsa ilk vergi dilimine giren tutan daha yüksek olacak, ücret ve maaşla geçinen dar ve sabit gelirlinin vergi yükü bir nebze olsun azalacak.

Ancak Hazine ve Maliye Bakanlığı YDO’yu tam olarak uyguladığını söylese de doğru değil. Çünkü, “yüzde 5’i aşmayan kesirlerin” dikkate alınmayacağı hükmü halen kalkmadı.

Mesela 2026 yılında YDO yüzde 25.49 olarak açıklandı. Ancak, vergi diliminde yüzde 15 kesinti olan ilk dilim yüzde 20.3 olarak uygulandığı için 190 bin lira oldu. İkinci vergi dilim ise yüzde 21.2’de kaldı.

Peki 25 yıldır YDO gerçekten kuruşu kuruşuna uygulansaydı ne olurdu?

Yapılan hesaplamalara göre bugün ilk dilim 190 bin lira olarak değil, 521 bin 210 lira olacaktı.

Yine 2000 yılında ilk vergi dilimi asgari ücretin 21.9 katı olduğunu da hatırlatalım. Peki 2026 yılına gelindiğinde ise bu oran 5.8’e kadar geriledi.

Kaba bir hesapla 50 bin lira brüt ücretle çalışan bir bordrolunun yıllık gelir vergisi kesintisi asgari ücret istisnası düşüldükten sonra, yaklaşık 42 bin liraya geriliyor. Bu hesaba göre yılda bir maaşını gelir vergisi olarak vermiş oluyor.

Bu arada geçen 15 yıla ilişkin de bir kaybı da söyleyelim. 2010 yılı aralık ayı ile 2025 aralık ayı arasında gelirler 46 kat artarken, gelir vergisi kesinti tutarı ise 76 kat artmış durumda.

O nedenle çalışanların aldığı maaşların ilk aylarda bir üst tarife dilimine geçilmesine neden olan ve daha fazla vergi toplanmasına neden olan yöntemin artık bir hata olmadığı ortada.

Düzeltilmesi yönünde de bir çabanın olmadığı da ortada.

NOT: Biz geçmişteki bir haberimizde 2010 yılından bu yana ‘hatalı’ olarak uygulandığı nitelemesi yapmıştık. Ancak, bu zamana kadar yazılıp çizildiği halde düzeltilme yönünde bir adımın olmaması, aslında bilinçli bir tercih olduğunu ortaya koyuyor.

“Değerleme hatası ‘ücretlileri’ yaktı” başlığı ile 2018 yılı Ekim ayında gündeme getirdiğimiz konuyu merak edenler yazıya buradan ulaşabilir.