Ankara’nın sosyal hafızasında 1980’lerden bu yana yer edinen Esat Semt Hali, geçirdiği kapsamlı dönüşümün ardından "Esat Hâl" adıyla kentin yeni kültür odağı haline geldi. Mart ayı başında kapılarını açan ve sivil toplumdan gençlik merkezlerine kadar pek çok alanı aynı çatı altında toplayan mekan, Dünya Sanat Günü coşkusunu Ankara Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası sanatçılarının performansı eşliğinde kutladı. Programın konuğu olan Dr. Dilek Karaaziz Şener, "Nereden Çıktı Bu Sanat?" başlıklı söyleşisiyle sanatın dününe ve bugüne dair önemli tespitlerde bulundu.

PEKİ, NEREDEN ÇIKTI BU SANAT?
Söyleşinin odak noktasında yer alan "Nereden çıktı bu sanat?" sorusunu tarihsel bir düzlemde yanıtlayan Hacettepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Dilek Karaaziz Şener, sanatın bir "keşif" değil, insanın dünyada bıraktığı bir "iz" olduğunu söyledi. Şener, sanatın temel motivasyonunu şu sözlerle dile getirdi: “Sanat, insanın evrene karşı sorduğu soruların ve verdiği yanıtların bir toplamıdır. İlkel mağara resimlerinden bugünkü kavramsal işlere kadar her şeyin temelinde insanın 'ben buradayım' deme arzusu yatar. Sanat bir itirazdır, bir direnmedir; sistemlerin kısıtlamalarına karşı insanın kendi özgürlük alanını inşa etmesidir.”

“SANAT TARİHİ BİR OLAY YERİ İNCELEMEDİR”
Sanat tarihçiliğine dair ilginç bir benzetmede bulunan Şener, bir eseri anlamanın tıpkı bir dedektiflik işi olduğunu vurguladı. Eserlerin sadece fırça darbelerinden ibaret olmadığını, her birinin dönemin siyasi ve ekonomik kodlarını taşıdığını belirten Şener, süreci şöyle anlattı: “Sanat tarihi bir olay yeri incelemedir. Olay yerine girer, tüm delilleri toplarsınız. Sadece boyaya veya fırça darbesine bakmak yetmez; o dönemin siyasetine, ekonomisine, inanç yapısına ve sanatçının sisteme karşı duruşuna bütünsel bakmak gerekir. Sanat hayatın içindedir ve hayat da sanatın her noktasını besler.”

ANLAM ARTIK İZLEYİCİYE GEÇTİ
Güncel sanatın dinamizmini toplumdan aldığını ve anlamın artık sadece sanatçının tekelinde olmadığını hatırlatan Dr. Şener, sanat eserinin her karşılaşmada izleyici tarafından yeniden kurulduğunu belirtti. İzleyicinin rolüne dikkat çeken Şener, “Anlam artık üreticiden çok alımlayıcıya, yani izleyiciye kaymıştır. Sanat eserine 'Burada ne anlatılmak istenmiş?' diye sormak yerine, izleyicinin kendi içsel yolculuğundaki karşılığını bulması çok daha değerlidir. Sanatçı evrene sorular gönderir, izleyici ise bu sorularla kendi bağını kurar” dedi.

"ÖLÜMSÜZLÜĞE ATILAN BİR İMZA"
Söyleşinin finalinde sanatın neden hiçbir zaman bitmeyeceğine dair felsefi bir kapı açan Dr. Şener, bu uğraşı insanın ölümlülüğe karşı verdiği en soylu savaş olarak tanımladı. Sanatın her dönemde kılık değiştirse de özündeki o "kalıcılık" arayışının değişmediğini söyleyen Şener, şu ifadeleri kullandı: “İnsan ölümlü bir varlık olduğunu anladığı andan itibaren bir iz bırakma derdine düştü. Sanat, aslında insanın ölümsüzlüğe attığı bir imzadır. Bugün bu 'iz' bazen bir nesne, bazen bir ses, bazen de sadece bir fikir olarak karşımıza çıkıyor. Önemli olan o izi sürmek ve sanatı hayatın dışına itmeden, tam da merkezinde yaşatabilmektir.”

KENT BELLEĞİ VE TOPLUMSAL KABUL
Konuşmasının sonunda yerel yönetimlerin bu tür mekanlarla sanata alan açmasının kent hafızası için hayati olduğunu ifade eden Şener, Esat Hâl gibi kentsel dönüşüm projelerinin Ankara’nın kültürel mirasını geleceğe taşıyacağını belirtti. Bir nesnenin sanat sayılabilmesi için niyet, bağlam ve toplumsal kabulün bir araya gelmesi gerektiğini vurgulayan Şener, “Sanatın sistemleri değiştirme gücü, toplumun onu kucaklamasıyla doğru orantılıdır” sözleriyle konuşmasını noktaladı.





