“Yeni dönemde eserlerimi yurt dışına taşımak kendi sanat dilimi farklı coğrafyalarda ifade edebilmek hem de doğayla kurduğum bu bağı evrensel bir dile dönüştürmek istiyorum” diyen Aslı Hünler ile sanatla olan hikâyesini konuştuk.

• Aslı Hünler kimdir? Bize kendinizi anlatır mısınız?

Kütahya Tavşanlı doğumluyum. Karadeniz Teknik Üniversitesi Matematik Öğretmenliği mezunuyum. Matematik öğretmenliği ve sanatsal çalışmalarıma devam ediyorum. Eğitimim, yaşam deneyimlerim ve iç dünyam; zamanla birbirine dokunan katmanlar halinde sanatıma yansıdı. Matematik ve resim ilk bakışta ayrı gibi görünse de aslında birbirine sıkıca bağlı; doğada da bu bağı her yerde görebiliyoruz. Altın oranla açılan bir çiçek, bir yaprağın simetrisi ya da bir derenin kıvrımındaki fraktal desenler.

Resimlerimde sezgiyi takip ederken, alt metinde matematiksel bir yapı kuruyorum. Bazen bu, bir kompozisyondaki dengeyle ortaya çıkıyor bazen de tekrar eden formlarda. Doğa zaten hem ressam hem matematikçidir; ben de sadece onun izinden gidiyorum.

• Resme olan ilginiz ne zaman ve nasıl başladı? Sizi bu hikâyenin peşinde koşturan nedir?

İlk temas çocuklukta, doğayla ve renkle kurduğum ilişki üzerinden oldu. Araya matematik girdi ama resimden beni koparamadı. Yıllarca gidip gelmeli bir ilişkimiz oldu bile denebilir. Vazgeçilemeyen sevgili gibi:) Fakat sanatla esas bağım bir tür sığınma ve sorgulama yaşadığım dönemde şifa olarak hayatıma tamamen girip ve derinleşmesiyle oluştu. Bu hikâyenin peşinde beni koşturan şey, içimdeki doğayla olan derin bağ. Sanat yoluyla anlatmaya çalıştığım unuttuğumuz doğallığı iç sesimizi yitirdiğimiz dengeyi yeniden bulmak aslında bir anlam arayışı da diyebiliriz. Her resim, o arayışın bir durağı gibi. Görünmeyeni görünür kılmak, sezgisel olanı biçime dönüştürmek arzusu içindeyim.

“Doğa Hem Ressam Hem Matematikçidir”4

“KURTULAMAYACAK OLANLAR ONLAR DEĞİL BİZLERİZ”

• Çizimlerinizde size ilham veren, motive eden öğeler var mı?

Ağaçlar... Ağaç, yalnızca bir doğa unsuru değil; bir varoluş sembolü, bir beden, bir bellek taşıyıcısıdır.

Ağacı, doğrudan Şamanik düşünceden beslenen bir figür olarak ele alıyorum. Şamanizm kültüründe ağaç; dünyalar arasında bir geçit, yerle göğü birleştiren bir aksis mundi’dir. Bu bağlamda benim için ağaç, hem dünyevi hem kozmik bir varlık; hem köklenen hem yükselen, hem içsel hem evrensel bir bedendir. Ağacın döngüselliği, geçiciliği ve kendi içindeki düzeni de beni etkiliyor. Bunun yanı sıra insanın içsel dünyası, sesler, eski mitolojiler ve felsefi metinler de üretim sürecimi besliyor.

Ve son yıllarda hatta son bir haftadır çok ağaç kaybettik. Ormanlarımız yandı. O kadar üzgün ve kırgınım ki tarifi yok. Ama doğa dönüşür elbet kurtulur kurtulamayacak olanlar onlar değil bizleriz.

• Her ressamın bir imzası, bir üslubu var. Siz kendi tarzınızı nasıl tanımlarsınız?

Tarzımı tanımlamak yerine, onun kendiliğinden oluşmasına izin vermeyi tercih ediyorum. Yine de izleyici gözünden bakarsak: resimlerim soyutla somut arasında salınan, katmanlı, dokusal, zaman zaman bilinçdışına gönderme yapan kompozisyonlar içeriyor.

“Doğa Hem Ressam Hem Matematikçidir”2

• Resim yaparken ya da bitirdikten sonra burası olmadı ya da içinize sinmediğinde sil baştan mı başlıyorsunuz?

Resim benim için sabırla şekillenen bir diyalog. Bazı çalışmalar defalarca katmanlanır bazılarıysa ilk anda “doğru” gelir. Bazen o “olmama hali”nin kendisi resmi taşıyan şey olur. Silmek yerine üzerine düşünmeyi, zamanla dönüşmesini izlemeyi tercih ederim. Sil baştan çok, yeni bir sesle konuşmaya devam etmek gibi…

• Şimdiye kadar yapmadığınız ama aklınızın ucunda var olan bir resim var mı?

Evet, aslında sürekli orada, zihnimin bir kıyısında bekleyen imgeler var. Henüz zamanı gelmemiş fikirler, boşluklar, yarım kalmış düşler.. Bir gün büyük ölçekli bir yerleştirme yapmak istiyorum; doğayla bütünleşen, izleyiciyi içine alan, sadece izlenmeyen ama deneyimlenen bir resim.

• Çalışmalarınızı yaparken hangi sanatçılar sizi etkiliyor?

Hans Herman, Gustav Klimpt, İbrahim Balaban, Muzaffer Akyol ve pek çok daha isim beni etkiliyor.

“Doğa Hem Ressam Hem Matematikçidir”5

“SANATÇI ZAMANIN RUHUNA TANIKLIK EDEN KİŞİ”

• Türkiye’nin sanat ve tasarım ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sanatçının toplum üzerindeki misyonu sizce nasıl olmalı?

Türkiye’de sanat giderek daha görünür olsa da, hâlâ hak ettiği sürdürülebilirlikten uzak. Yaratıcı üretimin desteklenmesi kadar, eleştirel bakışın da teşvik edilmesi gerekiyor. Sanatçı sadece estetik üreten değil, aynı zamanda toplumu gözleyen, sorgulayan ve zamanın ruhuna tanıklık eden kişidir.

Sanatçı, yalnızca güzeli arayan değil; çağını gözlemleyen, sorgulayan ve gerektiğinde karşı çıkan kişidir. Sanat, doğası gereği bir şahitliktir; bazen sessiz, bazen çarpıcı ama her zaman zamanın ruhunu yansıtan bir tanıklık. Bir sanatçının yalnızca estetik değil; etik bir yükümlülüğü de vardır. Toplumun acılarına, kırılma anlarına, çelişkilerine duyarsız kalmak, üretimin içini boşaltır. Sanatçı, kelimenin tam anlamıyla “duyarlı bir beden”dir. Tepki vermek, ses çıkarmak, gerekirse kırılganlığını göstermek, hem bir cesaret hem de bir sorumluluktur.

“AMACIM DOĞAYLA KURDUĞUM BAĞI EVRENSEL BİR DİLE DÖNÜŞTÜRMEK”

• İlerleyen dönemlerdeki projeleriniz neler? Planlarınızdan ve hedeflerinizden biraz bahseder misiniz?

Yeni dönemde eserlerimi yurt dışına taşımak, kendi sanat dilimi farklı coğrafyalarda ifade edebilmek hem de doğayla kurduğum bu bağı evrensel bir dile dönüştürmek istiyorum. Doğa sevgisini sadece bir tema olarak değil, bir çağrı olarak da görüyorum. Bu yüzden sergilerimi yalnızca kapalı galerilerde değil, açık alanlarda, doğanın içinde, insanlarla daha doğrudan bir temas kurabileceğim ortamlarda gerçekleştirme hayalim var. Hedefim, sanatı sadece izlenen değil, birlikte yaşanan, hissedilen bir şeye dönüştürmek. Atölye çalışmaları, doğada yürüyüşle başlayan yaratım süreçleri, halkla birlikte yapılan kolektif projeler… Hepsi doğayla olan bağımızı hatırlamak ve yeniden kurmak için. Çünkü ben inanıyorum ki, sanatın en derin ilhamı hâlâ doğada saklı.

Kaynak: BAŞKENT GAZETESİ - MAKBULE AKGÜL